Ebooks

From the Book's Forward:


We read great books.

We utter beautiful words.

We praise virtue, applaud good morals.

We support honesty, promote goodness.

By doing so, we signal our surroundings that we subscribe to all these universal virtues.


When we meet people, we use a lot of nice words - adding a few famous references we’ve memorized - that we do not very often follow.


We speak with the words that sound nice, that make us look good and educated in other people's eyes, and we tell stories of virtue so that people will admire us.

Then, we - drop by drop - sip down the admiration we observe in the eyes of those people around us, who actually are very often similar to us and are around us all the time.


With the artificial virtue we display, we feel and enjoy the delightfulness of the illusion of our superiority over others, though it is fake.


These little rehearsals of virtue that we repeat on every given chance can even become addictive with its relieving nature.

Most interesting thing about this is, although we sincerely applaud the virtue we read in books, in words, the universal messages they carry, honesty and all other positive features and confirm their truthiness, we do not reflect or live any of this beauty. Maybe the contradiction that crawls in us, that consumes us when we go to bed every night is because of this.


These words of Ghandi's that summarize such cases are very meaningfully indeed:


''Believing in something and not leading a life accordingly is fraud.''


‘This book, therefore, aims to remind us that a decision has to be made already.


It emphasizes that maybe the books we have read need to be read again several more times in a higher state of awareness so that each and every thought we praise would become a part of our actual life.


This book reminds us to make these beautiful words and virtue that we applaud a part of ourselves, to live a better quality life with a final reminder:


Let us first get our minds in order; then introduce our surroundings to these values. Because, no matter how many great words we read and speak, unless we apply them in our lives and make them a part of ourselves, they will have no meaning at all.

Kitap Önsözünden


Kadim bilgiler ‘her başlangıç kendi dokusunun şekillendirdiği bir neticeyle bağlantılıdır’ demişler. Bir meyvenin tüm detaylarının ‘ilahi bir kodlama gibi’ bir tohumun içinde var olması gibi:


‘Tohum meyveden, meyve de tohumdan bağımsız değildir.’


Eğer bir tohum sağlıksız ise, örneğin hastalıklıysa, veya genetiğiyle oynanmışsa, o tohumdan sağlıklı bir meyve alma şansımız da olamayacaktır.


Tohum ile meyve arasında geçen süre, ‘iklim, toprağın mineraller vs açısından zengin ya da fakir olması, sulama, üretici ilgisi, bilgisi ve deneyimi vb. gibi’ bir tohum ile meyve (başlangıç ile netice) arasındaki bazı detaylara etki eden doğal şartları temsil edecektir.


Temeldeki niyeti zayıf (ve/ya hastalıklı) olan sosyal veya mesleki bir ilişkinin tarafları da ‘önünde sonunda’ başlangıçtaki sağlıksız niyetle yüzleşecek ve başlangıç, sonu doğrudan etkilemiş olacaktır.


Bu noktadan hareketle ‘genetik miras’ şeklinde özetlenen ‘atalarımızdan devraldığımız bazı özellikler’ – biz farkında olsak da olmasak da – yaşam yolculuğumuzu ve varacağımız nihai noktaları etkilemektedir.


Peki, genetik miras – yani bizi biz yapan öncü/başlangıç dokuları – değiştirilebilir mi?


Ve bu sayede nesilden nesile aktarılıp duran ve bazı durumlarda zehirli bir döngü şeklinde aynı aileye ait her ferdin hayat kalitesini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen durumları olumlu şekilde dönüştürebilmek ve başlangıç niyetinedeki hasarlı ya da hastalıklı dokulara rağmen neticeyi olumlu yönde etkilemek mümkün müdür?


Bir başka deyişle, ‘başlangıcın farkındalığına ulaşıp sonu dönüştürerek, süregelen olumsuzluklar döngüsünü bir noktada kırarak olumluya çevirebilir miyiz?’


Kadim bilgilere göre bu sorunun cevabı ‘evet’.


Bunun için ‘başlangıç niyetini tespit etmek (original niyeti fark etmek), o niyete ait sağlıksız dokuları fark etmek ve dönüşüm yolunda kararlılık göstermek’ şart.

Kitap Önsözünden


Harika kitaplar okuruz.

Güzel sözler söyleriz.

Erdemi yüceltir, iyi ahlakı alkışlarız. Dürüstlüğü destekler, iyiliği teşvik ederiz.

Bunu yaparak, evrensel anlamda kabul gören tüm iyilikleri paylaştığımız mesajını veririz çevremize.

İnsanlarla bir araya geldiğimizde, pek yapmadığımız ama kulağa hoş gelen, bizi onlara iyi gösteren sözleri –

ezberlediğimiz birkaç ünlü referanslarıyla 

– söyler, erdem hikayeleri anlatırız. Ardından, çoğunlukla bize benzeyen veher an etrafımızda olan kişilerin gözlerindeki hayranlığı yudum yudum içimize çekeriz.

Sergilediğimiz erdemle, diğerlerinden daha iyi olduğumuzu sanmanın dayanılmaz hafifliğini sahte de olsa hisseder, keyfini çıkarırız. Hemen her diyaloğumuzda tekrarladığımız bu küçük erdem provaları, bizi rahatlatan özellikleriyle bağımlılık dahi yapabilir.

İlginç olan ise, okuduğumuz kitaplardaki erdemi, güzel sözleri, taşıdıkları evrensel mesajları, dürüstlük ve diğer olumlu özellikleri içtenlikle alkışlamamıza, doğruluklarını onaylamamıza rağmen, bütün bu güzellikleri hayatımıza yansıtmaz ve yaşamayız. Belki de her gece yatağımıza yattığımızda içimizi kemiren ve bizi tüketen tezat bundandır.


Gandi’nin bu tür durumları çok anlamlı şekilde özetleyen şu sözü çok manidardır:


“Bir şeye inanıp onu yaşamamak sahtekarlıktır.”


‘Hiç’, artık bir karar vermek gerektiğini hatırlatıyor. Okuduğumuz harika kitapları bir, belki birkaç kez daha vefarkındalık halinde okumamız gerekliliğine dikkat çekiyor.


‘Hiç’, alkışladığımız güzel sözleri ve erdemi, karakter edinerek yaşamayı, böylece yaşam kalitemizi artırmayı hatırlatıyor ve sonra son bir hatırlatma daha yapıyor:


‘İlk önce kendi zihnimizi düzene sokalım; sonrasında çevremizdekileri de bu değerlerle tanıştıralım. Çünkü, ne kadar çok iyi söz okusak da usturuplu sözler söylesek de onları uygulamadığımız ve hayatımızın bir parçası haline getirmediğimiz sürece bir anlamı olmayacaktır.’

Kitap 'Önsöz'ünden:


Hemen hemen bütün inanç sistemleri ve felsefe akımları her şeyin zıddıyla var olduğunu savunur. Her şey zıddına muhtaçtır. Gündüz geceye, acı tatlıya, erkek kadına, sıcak soğuğa, öfke sükûnete… Ve elbette hatırlamak unutmaya muhtaçtır. Biri diğerini terk eder yeri zamanı geldiğinde… Hiç biri direnmez sürekli kalmak için bulunduğu yerde. Zaten ancak böyle kurulur yaşamın dengesi de…


Hayatla yüzleşebilmek için hatırlamaya, yeni deneyimler yaşayabilmek için de yüzleştiklerimizle vedalaşmaya yani unutmaya ihtiyacımız var.


Nehirler sürekli aktıkları için mikrop barındırmazlar tıpkı durgun sular gibi. Hatırlamak ve unutmak da ruhumuzun nehirleridir. İhtiyacın olanı hatırla sonra aksın gitsin. Yeni hatırlamalara yer açmak için unut. Unut ki gereğinden fazla yer kaplamasın hayatında, çürütmesin ruhunu, yük olmasın sana.


Bu dengenin özünde sadelik yatıyor. Sıfatlarla süslenmemiş bir yaşam yatıyor. Çünkü sıfatlarla yaşamak önyargıları doğuruyor. Zihin, ruh ve beden doğallığı içinde davranamıyor. Kalıplandığımız ve şartlandırıldığımız dünya esir ediyor bizi. O yüzden de unutma vaktimiz geldiğinde unutamıyoruz.


İşte o zaman insanın büyülenmiş cehaleti başlıyor. Büyük ozan Neşet Ertaş’ın söylediği gibi “Cahildim dünyanın rengine kandım” diyoruz.


Oysa huzur içinde yaşamak için ihtiyacımız belli: “Her şeyi olduğu gibi görmek”. “Olanı kabullenmek”. “Kabullendiğimizden kaçmamak, onunla yüzleşebilmek”.


İşte bunları “hatırlamaya” ihtiyacımız var. Geri kalanı ise unutmaya. Çünkü “unutmak en büyük nimettir” demiş Hocam kitabında. Unutmak, kendimizi, biten ve giden bir geçmişle olmayan bir geleceğin sarkacı olmaktan kurtarmaktır.


Bizzat kendi varlığımızın bir misafir gibi geçici olduğu bu dünyada, yaşadığımız olayların, öğrendiğimiz bilgilerin, edindiğimiz tecrübelerin ait olduğu zamanda bırakılmaması hayatın olağan akışına direnmektir. Bu direnmenin bedeli ise huzursuzluktur, mutsuzluktur, tatminsizliktir. Oysa Aristo ne diyor? “İnsan dünyaya mutlu olmak için gelmiştir. Mutsuzluk ahlaksızlıktır”.


Sevgili Hocam Murat Kaplan’ın, “Hatırla ve Unut” adlı elinizdeki kitabı, gönlümüzün pasını, beynimizin algı kanallarını temizlemede bir ufuk açıyor hepimize. Adeta huzurun reçetesini yazıyor. Bu kitap, içeriğiyle ve anlatım biçimiyle bir kez okunup kitaplığa kaldırılacak bir yapıt değil. Hayatın her anında ve her alanında başvurulacak bir yaşam kılavuzu.


Elinize, zihninize, gönlünüze sağlık Hocam.


İlker Kaldı

©2020 GoogleSite Terms of ServicePrivacyDevelopersArtistsAbout Google|Location: United StatesLanguage: English (United States)
By purchasing this item, you are transacting with Google Payments and agreeing to the Google Payments Terms of Service and Privacy Notice.