MÜSLÜMANIM DEMEKLE MÜSLÜMAN OLUNMUYOR: “Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah'ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma Suresi/11)

noktaekitap
Free sample

 EY ALLAH'IM!

Sensin zulme uğrayanların dayanağı.

Sensin mahzun kalplerin sığınağı.

Sensin mazlumun âhını işiten.

Sensin zalimin zulmünü bilen.

Senin adaletindir sığındığımız.

Senin mizanındır güvendiğimiz.

Senin hesabındır tesellimiz.

Nefsimize zulmetmekten alıkoy bizi.

Senin adaletine razı olanlardan eyle bizi.

Senin adaletinin korkusuyla terbiye et hepimizi.

Adaletinin korkusuyla yumuşat kalplerimizi.

Amellerimizin tartıldığı 'mizan'da güzel eyle akibetimizi.

Mizanında ağırlığı olanlardan eyle bizi.

Kolaylaştır sorgu sualimizi.

Sana hesap verme inceliğiyle yaşat bizi.

Hükmüne razı eyle bizi.

Zulmetmekten ve zulme uğramaktan uzak eyle hepimizi.  Âmîn... Âmîn... Âmîn...

Read more

About the author

İbrahim SARI, 1963 yılında Trabzon'un şirin bir ilçesi olan SÜRMENE’de fakir bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya geldi…

Kendi deyimiyle HAYAT üniversitesini okudu.

Topraktan geldi toprağı sevdi..

Hayatı çile ve zorluklarla geçti…

Dünyaya farklı bir gözle baktı…

İnsanlar onu anlamazsa bile o insanları anlamaya çalıştı..

Yunus Misali yaratılanı yaratandan ötürü seven yazar;

Dini, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser hazırladı. Bunların yanı sıra, yazarın karanlık bağlantıları  ortaya koyan çok önemli eserleri de bulunmaktadır.

Read more
Loading...

Additional Information

Publisher
noktaekitap
Read more
Published on
May 12, 2016
Read more
Pages
100
Read more
ISBN
9786054900589
Read more
Read more
Best For
Read more
Language
Turkish
Read more
Genres
Religion / Islam / History
Read more
Content Protection
This content is DRM protected.
Read more

Reading information

Smartphones and Tablets

Install the Google Play Books app for Android and iPad/iPhone. It syncs automatically with your account and allows you to read online or offline wherever you are.

Laptops and Computers

You can read books purchased on Google Play using your computer's web browser.

eReaders and other devices

To read on e-ink devices like the Sony eReader or Barnes & Noble Nook, you'll need to download a file and transfer it to your device. Please follow the detailed Help center instructions to transfer the files to supported eReaders.
Yüce Allah’a gökteki yıldızlar, çöllerdeki kumlar, havadaki zerrecikler,yeryüzüne inen su damlaları, ağaç yaprakları sayısınca hamd ve senalar olsun. Büyüklük, yücelik, ululuk, teklik ona mahsustur. Onun birliğinin delilleri güneş kadar parlak ve açıktır. Sıfatlarıda kesin deliller ile bellidir.Onun ululuğunun üst derecesini hiçbir yaratık bilemez. Hiç kimse onu tamanlamıyla anlayamaz Kavrayamaz.Akıl yolu ile ululuğunun derecesini anlamak imkansızdır. En akıllı insan bile, celal nurunun başlangıcında hayrete düşer ve anlama kabiliyeti orada son bulur. Onun yolunda ilerleyenler ve ona yaklaşmak için çaba gösterenler mesafe katettikçe onu hakkı ile tanımaktan aciz olduklarını buyruklarına uymaktan kusurlu bulunduklarını idrak ederler. Bu velilik makamının en üst derecesidir.
Ham ve senada eksikliklerini itiraf etmekde peygamberlerin vardığı makamın en üst derecesidir. Ancak onu tanımaktan acze düşüp, tamamen tanımamaz- lıktan gelmek, derin bir sapıklıktır. Onu tam anlamıyla tanımak için benzetme yapmak veya örneklerle açıklamalar yapmaya çalışmak da faydasızdır. Kullara yaraşan şey “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” ilahi düsturu unutmamak ve bunun ışığı altında O’na tapmayı elden bırakmamaktır. Yaratılanın vazifesi, yaratıcısının akıllara durgunluk veren işlerini ve sıfatlarının büyüklüğünü bir an olsun aklından çıkarmamak ve ona ibadetten geri kalmamaktır.
Böylece âlemde bulunan her şeyin, O’nun nurunun bir parıltısı olduğunu anlar ve kendisini “Her şey Allah’ındır. O’ndan başka bir şey yoktur” fikri kaplar. Milyo nlarca salat v e selam, insanların önderi, peygamberlerin sonuncusu, ilahi sırların kendisine gösterildiği seçkin insan Muhammed Mustafa (S.A.V.) ya ve her biri ümmetinin yol göstericisi ve şeriatın bildiricisi olan ashabına olsun.
 Gün gelir, vatan toprağı tehlike içerisinde kalırsa, onu korumak uğrunda canım feda olsun. Vatan Aşkım beni kendime getirecektir.

Ogün, rengini kanımdan alan Albayrağın altında toplanacağız. Tanrım beni Türk yarattığı ve içimize Müslümanlık denen Hak dinini attığı ve ruhumuzu İbrahim’in, İsmail’in, ishak’ın, Zekeriya, Yahya, Davut, Harun, Musa, Yusuf, Yakup, İsa(Mesih) ve Muhammed’in dininden bir nur, kendi nefsinden bir Ruh kattığı için Allah’a şükürler olsun.

Muhammed, Huneyn’de, Uhut’ta, Hendek’te ne yaptı ise vatanımın bütün fertleri, aynı aşkla Malazgirt, Mohaç, Çaldıran, Kosova, Niğbolu, Kocatepe, Tınaztepe, Dumlupınar, Sakarya ve Çanakkale’de aynı iman aynı ruh ve aynı vatan aşkı ile savaştı.

Bir gün, vatanın bana ihtiyacı olursa, bu can vatanıma feda olsun. Hiç çekinmeden ve asla korku duymadan, tereddüt göstermeden, vatan, millet, bayrak, Kur’an, ve Tanrı önünde and içerim ki vücudumun bütün azaları ve bütün vücudum vatana kurbandır.

Türk milleti; ordu millet, bu bayrağın altında toplanın. Ne mutlu ki mensubu olmaktan şeref ve gurur duyduğumuz bir edebiyatımız, tarihimiz, coğrafyamız ve övünülecek bir geçmişimizle, yiğitlerin harman olduğu bir memleketteyiz. Ne mutlu ki serdengeçti kahramanlarımız ve bunların altın başaklar gibi boy verdiği bir ülke toprağımız var. İftihar ederiz...

Bu asil ve necip milletin bir geleneğidir ki evlenecek kızlar, kocalarına; askere giden delikanlılar, vatana; kesilecek koçlar Allah’a kurban olsun diye, kınalanır, süslenirler. İşte bu kınalanıp, süslenen yavrular, hiçbir tereddüt ve korku duymadan canını feda etmeye ahdederler. Ben de aynı toprağın hamuru, aynı nehrin suyu, aynı yağmur ve karın taneleri ve aynı geleneğin sahibi bu ülkenin evladıyım. Bu ülkenin ebedî geleceği için kurban olmaya hazırım. Ne mutlu bu ülkü ile yaşayan vatan sevdalılarına.Atam Bumin ve İstemi Kağanlar, milleti ve devleti akılları ve bilgeliklerinden süzülüp gelen hikmetle yönetmişler. Bilge Kağan ve Kültiğin Kağanlar ve Vezirleri Tonyukuk da aynı akıl ve bilgelikleriyle ülkeyi bir ve bütün hale getirmişler. Getirerek ülke topraklarında aç milleti tok, bakımsız milleti bakımlı, çıplak milleti giyimli hale sokmuşlar. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüşler.

“ Ölecek milleti dirilttim. Giyimsiz milleti giyimli, yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok ettim. Başka kağanlı başka ülkeliden üstün kıldım. 

 Mekke'de doğdu. İsmini bizzat Resulullah (a.s.m.) koydu. Beş yaşından itibaren Hz. Peygamber'in terbiyesinde yetişti. Henüz on yaşındayken İslâmla şereflendi. Hz. Hatice'den (r.anha) hemen sonra Müslüman olmakla ilklerin ilkleri arasına girdi. Bu yüzden ona "Kerremallâhu vecheh" denildi. Bir cesaret ve kahramanlık timsali oldu. Hicret gecesi Resulullah'ın hayatına kastedenlere karşı hayatını koydu, Efendimiz'in yatağına yattı. 622 yılında Medine'ye hicret etti. İki yıl sonra Hz. Fatıma (r.anha) ile evlendi. İki Cihan Serveri'nin damadı oldu. O, iyi kılıç kullanan bir cengâver, İslam'ı iyi bilen ve yaşayan samimî bir Müslüman'dı. Hayattayken Cennetle müjdelendi. Savaşlarda Hz. Peygamber'in sancaktarıydı, antlaşmalarda katibi. "Esedüllâhi'l-Ğâlib", "el-Murtaza" ve "Ebu Türab" unvanlarıyla anıldı. Efendimiz ona olan sevgisini hep dile getirdi. "Ben ilim şehriyim, Ali de onun kapısıdır" buyurdu. "O Allah'ı ve Resulü'nü çok sever, Allah ve Resulü de onu çok sever" diyerek muhabbetini dile getirdi. Resulullah'ın vefatından sonra görev yapan Dört Raşit Halife'nin sonuncusu oldu. Kısa süren halifeliği döneminde, ortalığı kasıp kavuran fitne ateşini söndürmeye çalıştı. Bir Harici suikastçı tarafından yaralandı ve "Şehidlerin Efendisi" oldu. Hz. Ali'nin tüm hayatının ana kaynaklara inilerek, geniş ve büyük bir titizlikle yürütülen araştırmalarının güzel bir meyvesi olan elinizdeki kitapta Haydar-ı Kerrâr'ın hayatını sade ve akıcı bir üslupla okuyacaksınız.
Ensest... Aklıma ne zaman gelse, midemi bulandıran, sinirlerimi uyandıran, ağız dolusu küfür etmek istediğim bir konu. Bir bireye, kim olursa olsun, rızası dışında yapılan hiçbir şeye tahammülüm yok. Bir de bu cinsel saldırılar olunca daha beter oluyorum.

Cinsel tacizin, tecavüzün genellikle yakınlardan geldiğini biliyoruz.

Bazı koca kafaların aksine, evinde uslu uslu oturmayı bilemeyen, ailesine karşı gelen kızların başına gelen bir durum olmadığını anlamamız gerekiyor.

Her bireyin sağlıklı, güvenli ve doyuma ulaşarak cinselliğini yaşama hakkı vardır. Bireyin cinselliğine yönelik yapılan saldırılar fiziksel zarar olasılığından daha da fazla psikolojik olarak kişiye zarar verebilir.

Ensest, raporda kişinin kan bağı ya da evlilik yoluyla kurulan akrabalık bağı içerisinde gerçekleşen her türlü erotik içerikli davranış olarak tanımlanıyor. Raporun amacı, ülkede ensest konusunda çalışan değişik gruplardan kişilerle görüşerek ensest sorunuyla ilişkin neler yapıldığını, mevcut mekanizmaları ve eksiklikleri araştırmaktı.

O nedenle ensest mağdurları ile görüşmek yerine, bu alanda direkt olarak ensest mağdurları ile görüşen uzmanlarla mülakatlar yapıldı.

Raporda açık seçik olan bir konu var ki, ülkemizde ensest mağduru birinin yararlanabileceği sağlıklı mekanizmaların olmaması, hali hazırda konu ile çalışan kişilerin yeterince bilgisinin olmaması gibi gibi alt nedenlerin yanı sıra daha büyük bir sorun var; bakış açısı.

Enseste uğrayan birey, genellikle kendi evinde, en çok güvendiği ailesinin bir üyesi tarafından cinsel saldırıya uğradığında saklıyoruz, yeterince konuşmuyoruz...

Duyduğumuzda lanetliyoruz, başımıza gelmez diyoruz ancak ötesine geçebiliyor muyuz? Ensest saldırganı mutlaka ezik, alkol bağımlısı, işsiz, fakir, alt tabaka, asosyaldir diyoruz, mağdurlar için de mutlaka haketmiştir etiketini yapıştırıyoruz. Oysa “Bir bireyin isteği ve onayı dışında bedenine dokunulmasına ASLA tahammül edilmemeli” politikasını koşulsuz olarak uygulayabiliyor muyuz?

Ensest saldırganı alkol ve diğer yukarıda saydığım etiketlerle tanımlamak hem bizi çözümden uzaklaştırır hem de şiddeti meşrulaştırır.

Raporda da geçtiği gibi, ensest saldırganı her sosyo-ekonomik durumdan, eğitim seviyesinden biri olabilir.

Bu kişiler her türlü akraba olabileceği gibi genellikle babalardan kız çocuklarına yönelik olduğu görülüyor.

UTANIN! YÜZ KERE BİN KERE UTANIN…

Utanarak kitap mı  yazılır….Yazılıyor işte

Hanı biz Müslümandık, Hanı biz insandık…

Hanı Türk Aile yapısı sağlamdı!...

Büyüyoruz, Kalkınıyoruz…Hemde Utançla

Böyle büyüme, böyle kalkınma yerin dibine batsın…

Evet lut kavminde, İtalya Pompei’de, Arap yarımadası Cahiliye devrinde toplumların akıl ve mantık yapısı bozulduğu, psikolojik sorunları olan, hasta ruhlu, ahlak dışı yaşantıları olan anne ve babalar bulunmaktaydı..

Bu büyük gerçek; bir insanın, sırf anne-babası olduğu için bu ahlak yapısındaki kişilerin fikirlerine boyun eğmesi, onlara bağlılığını koruması gibi bir durumu da ortadan kaldırır.

 İblisin soyunu üretmesi ve kendinden şeytan soyunu oluşturması hakkında 2 rivayet vardır. Birincisi kendini aşılayarak (ilkah yoluyla); diğeride cin soyundan bir eş edinerek (eşi şeytane) onun yumurtlamasından şeytan soyunu oluşturmuştur. İblisin arşı denizin üzerindedir. Şeytanları oradan gönderir ve yönetir. Onlarda insanları Allah yolundan çıkarmaya çalışırlar. Şeyatanın en önem verdiği şey; insanların aile düzenini bozup, eşleri birbirinden ayırmaya çalışmasıdır. Şeytanın en sevdiği, Allah'ın en kızdığı şey; erkeğin erkekle, kadının kadınla ilişkiye girmesidir. Şeytan yer yüzüne inince İşim ne olacak dedi = Senin işin sihirdir.BUYRULDU…

Ne okuyacağım dedi = Şiir Yemeğim nedir dedi = Her mundar et ve Allah'ın ismi üzerine anılmamış herşey Yurdum = Hamam Meclisim = Çarşı ve pazar Müezzinim = Zurna Ezanım = Çalgı Avım ve Tuzağım = Kadınlar Peygamberim = Kahinler Sözüm = Gıybet ve yalan Kitabım = Vücuda yaptırılan dövme Şeytanın kühlü ve yalayışı vardır. İnsana kühl sürdüğünde insanın gözleri ağırlaşır. İnsanı yaladığında dili kötü söyler. Şeytanın kaşığı ve sürmedanlığı vardır. Kaşığı yalan, sürmedanlığı zikir anında uykudur.

Şeytan insanları; cimrilik, hiddet ve sarhoşlukla sapıttırır. Kişi zenginde olsa şeytan ona mallarını az gösterir, başkalarının malına göz diktirir, onu cimriliğe alıştırır. Kişi hiddetlenip, öfkeye kapılınca, şeytan onu çocuk oynatır gibi oynatır. Kişi Sarhoş olunca şeytan onu kolayca isyana çeker. Öfke anında şeytan insanın sırtını yere getirir. İnsana sonradan pişman olacağı şeyleri yaptırır. Şeytan, İnsanı yenmek için; sakin olduğu zaman kalbine otururum.

Kızdığı zaman uçup kafasına konarım der. Öfke şeytandandır, şeytanın silahıdır. Öfke anında insan euzu besmele çekerse, abdest alırsa öfkesi geçer. Şeytanın arzusu öfkelenmiş kişiye sonradan pişmanlık duyacağı sözü söyletmek, davranışta bulundurmaktır. Cemaat ve mescidden ayrılmayan kişi şeytandan uzak olur.

Şeytan ölüm anında müslümana birşey yapamadığında, onu imanından çeviremediğinde çok şiddetli ağlar. Şeytan insanın her işinde hazır bulunur. O yüzden bir işe başlanılacağı vakit euzubesmele ile (Allah'a sığınarak ve Allah'ın ismini anarak) başlanılmalıdır. Bu sayede şeytan uzaklaştırılır. Bir işte acelede şeytandandır. Namazdayken şeytan namaz kılanın yanına gelir. Kişinin namazdan ayrılmaması onu kızdırır. 

Mevlana was born in the city of Belh of the Horasan country which faIIs within the boundaries of current Afghanistan, on September 30, 1207. 

MevIana’s father was Bahaeddin VeIed, the son of Hüseyin Hatibi, who, besides being one of the notabIes of city, was aIso known in his Iife time as the”SuItan of the SchoIars”. His mother was Mümine Hatun, the daughter of Rükneddin, who was the Emir of BehI. SuItanü’I – UIema Bahaeddin VeIed, because of certain poIiticaI incidents and the approaching MongoIian invasion couId no Ionger stay in the city. Thus, in the year 1212 or 1213 SuItanü’I – UIema Ieft BehI with the members of his famiIy and cIose friends. 

His first stop was Nişabur where he met the weII known Sufi Feridüddin Attar. There, despite his young age MevIana was noticed by Feridüddin Attar who showed his appreciation and approvaI of the young man. SuItanü’I – UIema moved from Nişabur to Baghdat and Iater took off for Kaaba through Küfe. On his way back from the prigIimage he stopped at Damascus and from Damascus he reached Larende (Karaman) passing through MaIatya, Erzincan, Sivas, Kayseri and Niğde. They settIed in the theoIogicaI schooI (medrese) buiIt by Subaşı Emir Musa. SuItanü’I – UIema and his famiIy who arrived at Karaman in 1222, stayed there for 7 years. 

There, MevIana married Gevher Hatun who was the daughter of Şerefeddin LaIa. The marriage gave MevIana two sons named SuItan VeIed and AIaeddin ÇeIebi. Years Iater, with Gevher Hatun dead, MevIana married for a second time with Kerra Hatun, who was a widow with a chiId. Second marriage aIso gave him two sons, Muzaferreddin and Emir AIim ÇeIebi, and a daughter caIIed MeIike Hatun. During those years the greater part of AnatoIia was under the reign of the SeIjuk State and Konya was the capitaI. Hence Konya was bestowed with works of art and artists, and schoIars were abundant in the city. In short, SeIjuk State headed by AIaeddin Keykubad, was enjoying its most spectacuIar days. AIaeddin Keykubad invited SuItanü’I – UIema Bahaeddin VeIed from Karaman and asked him to settIe in Konya. Bahaeddin VeIed accepted the invitation of the SuItan and arrived in Konya on May 3, 1228 with his famiIy and friends. SuItan AIaeddin met them with great ceremony and aIIocated the AItunapa (İpIikçi) Medrese (theoIogicaI schooI) to their use. SuItanü’I – UIema died in Konya on January 12, 1231. The rose garden of the SeIjuk paIace was chosen for his grave and he was buried at the same spot the grave stands today at the MevIevi Iodge which is now used as a museum. When SuItanü’I – UIema passed away, his students and foIIowers gathered around MevIana, regarding him as the soIe heir of his father. In fact MevIana had become a great scientific and reIigous schoIar and was sermoning at the İpIikçi Medrese. His sermons were drawing Iarge crowds. 

MevIana met Şems-i Tebrizi on November 15, 1244. MevIana found in his character “the existance of absoIute maturity” and saw in his face “the spirituaI Iights of God”. However their companionship did not Ias Iong as Şems suddenIy died. After this death, MevIana went into Iong years of secIusion. In Iater years, SeIahaddin Zerkubi and Hüsameddin ÇeIebi tried to compansate the Ioss of Şems-i Tebrizi MevIana, who summarized his Iife with the words, “I was raw, cooked and then burned” died on Sunday, December 17,1273. He had wiIIed his buriaI prayers to be Ied by Sadrettin Konevi. However, Sadrettin Konevi was compIeteIy shattered with the death of MevIana whom he Ioved greatIy, and fainted at the ceremony. The prayer was then Ied by Kadı Sıraceddin. 

MevIana beIieved the day of death to be a day of rebirth. Death wouId take him to his beIoved; that is, the God. With this beIieve he was referring to the day of death as “Şeb-i Arus” which means wedding day or the bridaI night and wiIIed his friends not to cry and waiI after him. 

“When we are dead, do not turn your eyes to the ground, seeking my grave! My grave wiII be in the hearts of the wise” Hz. MevIana

©2018 GoogleSite Terms of ServicePrivacyDevelopersArtistsAbout Google|Location: United StatesLanguage: English (United States)
By purchasing this item, you are transacting with Google Payments and agreeing to the Google Payments Terms of Service and Privacy Notice.