İSİMSİZ (1995)

AYDIN TURKGUCU
Free sample

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Kitap okumamanın belkide kitapların bizimle yeterince paylaşılmamış olmasından kaynaklandığına inanıyorum. Çünkü yazarlar kitapların içini, ismini, fiyatını belirleyip okuyucuya sadece okumayı bırakıyorlar. Ben ,bu kitapta aynı amaçlara, okuyucuyla beraber  nasıl ulaşacağımızı göstermek istiyorum. 

1. Günlük hayatta her zaman yaptığımız gibi herşeye ve herkese kafamıza göre bir isim verme gibi kötü bir alışkanlığı kullanmadım. Hiç kimse hiçbirşeyin tek sahibi değildir ve üzerinde tek başına söz sahibi değildir. Bu yüzden kitabın adını koyma hakkını kendimde bulamadım ve kitabın kapağındaki ve yanındaki isim yerlerini boş bıraktım. Kitabı okuduktan sonra siz ne isim vermek istiyorsanız lütfen o ismi yazarak kütüphanenize koyunuz. Bundan sonra kısmet olurda yazabilirsem kitaplarıma isim yerine numara vereceğim. Kitabın ilk baskısı dağıtıldıktan sonra kitabı okuyanların kitabın ismini belirleyerek bana bir kart veya faks ile bildirmesini rica ediyorum. Çünkü her yeni baskıda bu okuyucuların isimlerini ve kitaba verdiği isimleri yayınlayacağım. Böylece dünyanın hem ilk isimsiz (Bildiğim kadarıyla) hemde ismi ve sahibi en çok olan kitabın mimarlarından biri olacaksınız.

2. Kitabın adını koyamadığım gibi kitabın fiyatını  belirleme hakkını da kendimde bulamadım. Düşünün bir kitap aldınız, okudunuz “beş para etmez” dediniz; bu durumda ne olacak? Kitabınızın başarısı, satılan kitap sayısından bu şekilde parasını verdiğine pişman olanların sayısının çıkartılmasıyla bulunur. Zaten bu kitabın yazılmasındaki amaç, para kazanmak değildir. Bundan sonra kısmet olursa yazacağım kitaplarımın birinci baskılarını ücretsiz olarak yayınlayacağım. Okuyucaların  kitabı aldıktan sonra kitap için uygun gördükleri değeri bana bir kart veya faks aracılığı ile bildirmelerini istiyorum. Kitabın uygun görülen değerlerinin ortalaması kitabın bir sonraki baskısının satış bedeli olacaktır. Bu uygun görülen değerlerde isim ve değer olarak yeni baskılarda yayınlanacaktır. 

3. Kitap matbaadan çıktıktan sonra hepsi tarafımdan bizzat imzalanacaktır. Böylece sadece imza gününe gelenlerin kitabının imzalı olması yerine herkesin elindeki kitap imzalı olacak, herkes eşit olacaktır.  

4.Bu kitapta  konular belli yerlerde toplanmamış, konular arasında ani atlamalar vardır. O konudan bu konuya geçiliyor, dolayısıyla dikkat dağılıyor. Sanki hayatta olaylar konularına göre dönem dönem yaşanıyormuş gibi. Tıpkı bu kitapta olduğu gibi herşeyi karmakarışık yaşamıyor muyuz? Ama karışıklık gibi görülen bu aşırı düzenliliğin içinde görmeyi bilmediğimiz için bocalayıp duruyor, anlayamıyoruz. Kısaca hayat belli bir sıraya göre yaşanmıyor ki ben kitabımı belli bir sıraya göre yazayım; özellikle de hayatı anlatan bir kitapta.

Bu, tıpkı devamlı hesap makinası kullanan bir insanın elle hesap yapmak zorunda kaldığı zaman, en basit işlemleri bile yaparken zorlanması gibi bir şey. Herşeyi hazırca almaya o kadar alışıyoruz ki kendimiz yapmak zorunda kalınca kafamız karışıyor. Bu yüzden de matematiğimizi hesap makinalarına, hayatımızı da manevi liderlere ve maddi yöneticilere bırakmıyor muyuz?

Başlangıçtan beri hayatla ilgili kitaplar genelde belli  gruplara göre yazılmış, bu da bizi tekdüze öğrenme ve tekdüze düşünceye götürmüş. Grupları karıştırıp da verince tabii ki  kafalarda karışıyor. Tıpkı hesap makinasını bırakıp elle hesap yaparken olduğu gibi.   

“Bu kitabın en zor yanlarından biride ne nerede, hangi sayfada o kadar karışıkki inanın ben bile neyin nerde olduğunu karıştırıyorum. (Bu kadar dağınık kitap görmedim) Bazı yerleri iki defa bile yazmış olabilirim, lütfen kızmayın”

5. Bu kitapta her tarafı bu güne kadar edindiğim gözlemlerime göre dürüstçe eleştirmeye yada övmeye çalıştım. Şu an mevcut taraflardan herhangi birine ait değildir. (Kitabın kapağındaki şekle dikkatli bakıldığında bir şekil her şekil, her şekil bir şekildir) Mevcut herhangi bir tarafa geçip konuşmamak, mevcut taraflar sisteminde tarafsız olmaktır. Sonuçta  bu da yeni bir taraf demektir.

6. - Maneviyatın gücünü anlatan bir kitabın telif hakkı için hiç bir maddi kanuni önlem almadım. Bir başkasının malını çalacak kadar kendine güvenen cahil bir insanı ancak ALLAH’a güvenen bir insan olarak ALLAH’ın adaletine teslim ederim.

Yazdıklarımı sizlerle tartışıp üzerinde düşündükten sonra gerekli yerlerini değiştirip, düzeltip, çıkarıp, ekleyerek kısmetse yeni bulacağım şifreleride ekleyerek yeniden yayınlamak amacına sahibim. Hiç birşey bitmeyeceğine göre bu kitapta bitmeyecektir. 09/10/95

7. Kitabımı verdiğim herkes için birşeyler yazmayı düşünüyordum ama buda sınırsızlığı savunurken sınırlara kapanmaktı. Sonunda mesajlarımı yazılarımın arasına serpiştirdim. Herkes açık büfe usulü olan bu kitaptan kendine uygun olanı seçip istediği kadar alsın. İster kendini kandırmaya devam etsin, ister başını öne eğsin, ister gelsin özür dilesin, ister gelsin teşekkür edip bende desin, isterse hiç birşey söylemeden çekip gitsin, İsterse mertçe karşıma gelsin hesap sorsun. Ama hepsi için ortak bir mesajım var. “Hepinizi çok seviyorum, hepinize teşekkür ederim, ALLAH sizden razı olsun, ALLAH’a emanet olun, en içten sevgi ve saygılarımla. Şimdilik hoşçakalın” 09/10/95

Aslında hepimiz birer yazar değil miyiz? Gördüklerimizi, yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi kağıda döktüğümüzde aktif yazar olurken bunları kendimizde saklarken de pasif yazar oluyoruz. Hatta bazen de kendimizin yazamadığı şeyleri başkalarının yazmasını sağlayarak gizli yazar olmuyor muyuz?

El Hükmü LİLLAH

(Yargı ALLAH’ındır)

Aydın TÜRKGÜCÜ

Read more
Collapse
Loading...

Additional Information

Publisher
AYDIN TURKGUCU
Read more
Collapse
Published on
Dec 31, 1995
Read more
Collapse
Pages
174
Read more
Collapse
Read more
Collapse
Best For
Read more
Collapse
Language
Turkish
Read more
Collapse
Genres
Social Science / Sociology / Social Theory
Read more
Collapse
Content Protection
This content is DRM protected.
Read more
Collapse

Reading information

Smartphones and Tablets

Install the Google Play Books app for Android and iPad/iPhone. It syncs automatically with your account and allows you to read online or offline wherever you are.

Laptops and Computers

You can read books purchased on Google Play using your computer's web browser.

eReaders and other devices

To read on e-ink devices like the Sony eReader or Barnes & Noble Nook, you'll need to download a file and transfer it to your device. Please follow the detailed Help center instructions to transfer the files to supported eReaders.
İnsanlık Tarihi, kullanılan araçlara, insanlık tarihini etkileyen önemli sosyal ve siyasi olaylara göre çağlara ayrılmıştır. İlk defa yaşanılan zaman ve mekana göre isimlendirildi.

2015 Yılı Nobel Barış Ödülüne Adaylık

“Altın BİLGİ Çağı” ve Bütünsel Barış

Bir çok kişinin ilk duyduğunda "Nobel Barış ödülüne nasıl aday olabilirsin? Dünyada hangi savaşı bitirdin? Savaşan hangi ülkeleri barıştırdın?" derken, Bende diyorum ki, “Kavgaları, savaşları bitirmenin bir yolu da uğruna savaşılan şeylerin değerini düşürmektir.” Klasik lokal barışma yöntemleriyle savaşların bitirilemeyeceğini çoktan anladık.

Binlerce yıldır Kadim Bilgiler ve Kutsal Kitaplarda dünya hayatıyla ilgili yapılan en temel tavsiyelerde “Hayal Alemi”, “Rüya”, “İllüzyon”, “Sanı” denerek “ Çevrende gördüğün, değer verdiğin canlı cansız şeylerin tamamı illüzyon. Hiç biri gerçek değil, Hiçbiri, uğruna insanları, hayvanları ve tabiatı öldürecek kadar değerli değil.” Diyerek uğruna savaşabileceğimiz şeylerin değerini düşürmeye çalışmışlardır. 

Bilim ve teknolojideki gelişmelerle ortaya çıkan, Sanal Gerçeklik ve Holografik Evren tanımları üç boyutlu Kuantum Düşünce disiplinleriyle birleştiğinde, ortaya çıkan yeni bakış açısı bildiğimiz uzay, zaman ve mekanı değiştirip yeni yaşam formlarını gündeme getirirken, insana, doğaya, hayvanlara ve evrene bakış açımızı da sonsuza dek değiştirmektedir.

Ortaya çıkan bu yeni gerçeklikler en temel tanımlara da (Fani Dünya, Hayal Alemi / Rüya Alemi/ Gölgeler Alemi vb.) anlam ve gerçeklik kazandırmaktadır. Zamanın ve Mekanın Olmadığı Çağ olarak tanımlayabileceğim, her şeyin illüzyon sadece bilginin olduğunu fark edeceğimiz, Altın BİLGİ Çağı, uğruna savaşılan maddi şeylerin değerini fani hale getirerek Bütünsel Barışa hizmet etmektedir. 

Tarih boyunca, herkesin mutlu, huzurlu olduğu, savaşların olmadığı, maddesel bolluğa dayalı Bütünsel Barışın yaşanacağı Altın Çağ’dan bahsedilir.

Savaşların sona erip kalıcı ve bütünsel barışın gelmesi için iki yol vardır; 

(1)   Bolluk: Savaşları genelde daha iyi yaşamak uğruna kendimizde olmayanlar şeyleri zorla elde etmek için yaparız. Herkeste bolca varsa kimse daha fazlası için diğerleriyle savaşmaz. Petrol, su, altın, madenler vb. uğruna savaşılan her şeyin herkese yetecek kadar bol hale gelmesi, herkesin istediği şeyden istediği kadar sahip olabilmesi bolluk, bereket, sevgi ve saygının hakim olduğu Altın Çağ için zorunludur. 

Bir çeşit yeryüzü cenneti olarak da tanımlanan Altın Çağ, dünyadaki hızlı nüfus artışı, azalan enerji ve gıda kaynaklarının  daha fazla insana bölünecek olması bölünmesi mevcut gidişata göre yakın zamanda bu seçeneğin gerçekleşmesi maalesef pek mümkün gözükmüyor. “Altın demir kadar bol olsaydı, kimse altın için savaşmazdı” ama insanoğlu az bulunan başka bir maden bulup onun uğruna yine savaşacaktır. (Gezegenimizde en bol bulunan su için bile yakın gelecekte su savaşları öngörülmektedir.)

(2)   Hem Bolluk Hem Yokluk: Kavgaları, savaşları bütünsel olarak bitirmenin ve engellemenin bir diğer yolu da; Bugün veya gelecekte, uğruna savaşılan her şey, hem hayatın bir parçası olup yaşamın vazgeçilmezi olurken hem de uğruna birbirimizle savaşılmayacak kadar da değersiz şeylere dönüşmelidir. Kuantum düşünceyle özetlersek uğruna savaşılan her şey, Hem VAR hem YOK olmalı.

Her şeyin hem VAR hem YOK olduğu, rüyada olduğumuzu anlamadığımız sürece rüyamızda gördüğünüz illüzyon zaman, mekan alemini gerçek kabul ettiğimiz için, aşırı önemser ve sahiplenerek uğruna savaşabiliriz. Rüyada olduğunuzu anladığınız an, rüyadaki kişilerin, mekanların, uğruna savaştığınız her şeyin değeri bir anda düşer ve anlamını yitirir.

Dünya Rüyasından uyanış Dışarıdan ve İçeriden olmak üzere iki türlü olabilir;

(1) Dışarıdan Uyandırılış: Sizi fiziksel olarak dışarıdan dürterek, sarsarak (Ses, dokunuş vb) uyandırır. Bu uyanış, dışsal bir fiziksel uyarıyla olduğunda, Tıpkı, yanardağların patlaması, şiddetli depremler, gök taşı çarpması vb. kıyamet dediğimiz, rüyanın dışsal bir fiziksel etkiyle çökertilmesiyle gerçekleşir. Ama bu uyanış değil UYANDIRILIŞTIR.

(2) İçeriden Uyandırılış: Bizim aradığımız veya herkesin beklediği UYANIŞ ise rüyanın içindeyken uyanmaktır. Peki ama gücünü çözülmemişlikten alan bir rüyanın içindeyken nasıl uyanacağız?

Hani derler ya, “Öğrenci hazır olunca, öğretmen belirir” Bende diyorum ki, “Doğru soru sorulduğunda cevap belirir.” Dünya rüyasından uyanmak için de ilk yapmamız gereken şey, sorularda paradigma değişikliğine gidip; “Nereden ve Niçin?” sorusu yerine “Neyin İçinde Yaşıyoruz?” sorusunu sormalıyız.

Bir yazılımcı olarak 1995 yılından beri kitaplarımda, yazılarımda ve konuşmalarımda Kadim Bilgiler ve Kutsal Kitaplardaki Sanal Gerçeklik ve Holografik Evren bölümlerini de kullanarak farkındalıklar yaratmaya çalışıyorum. Tasarımı ve kullanım alanlarını da öngören kurgularımla sadece insanlar arası değil, önce insanın kendisiyle, sonra doğa ve hayvanlar dahil canlı/cansız tüm varlıkları kapsayan Bütünsel Barış için çalışmaktayım. 

Geleneksel Evren anlayışında kökten değişiklik yaparak Altın BİLGİ Çağı’nı başlatan  yeni kitabım Altın BİLGİ Çağı’nda, “Neyin İçinde Yaşıyoruz” sorusuna yepyeni cevaplar verirken yepyeni sorularda sorduruyorum.  Bilimkurguyu bilime dönüştüren Sanal Gerçeklik teknolojileri ve Holografik Evren tasarımlarıyla, insanları, farkındalıklı Bilim ve Teknolojiyle tanıştırarak, zorunlu TEKNOLOJİK BARIŞ diye özetleyebileceğim Bütünsel Barış için; 

İnsanların, mutluluk arayışlarını maddeye sahip olmaktan, maddenin bilgisine  yönelterek bütünsel düşündürüp uğruna savaşılan şeylerin maddi değerini düşürüyor, içinde yaşadığımız dünya rüyasından beklenen uyanış için “Neyin içinde yaşadığınızı anlamadan, kimin yarattığına ve nasıl yaşayacağınıza karar vermeyin!”  diyorum. Tanrı Hayvanları Neden Yarattı?  Hayvanlar Neden Var? Sorusuna cevaplar arayarak, en başta, Prof. Dr Orhan KURAL Hocam ve Hayvanseverler gibi Hayvanlar hakkında bir farkındalık başlatarak İnsanların Hayvanlarla Barışına hizmet ediyorum.

Taş devri, maden devri insanın maddeye hükmettiği, ilk-orta-yeni ve yakın çağ, bir gücün diğerini devirdiği dünyevi çağlardı. Altın BİLGİ Çağı; zaman ve mekanın gerçek olmadığı sadece bilgiye dayalı ilk illüzyon çağdır ve insanlığı Bütünsel Barışa ulaştıracak çağdır.

Barışa hizmet etmenin barışı sağlamanın yollarından biride barış için yapılan çabaları desteklemektir. Yaklaşık 100 yıldır verilen Nobel Barış Ödülleri bize barış için birçok farklı yollar olduğunu göstermektedir.

Bütünsel çözümler için Bütünsel çözümler ve modeller üretmeliyiz. Nobel Barış Komitesi'nin, Alfred Nobel'in vasiyetinin son gelişmeler doğrultusunda yeniden yorumlanarak; Bildiğimiz uzay, zaman ve mekanın değiştiği yeni yaşam formlarını gündeme gelirken insana, doğaya, hayvanlara ve evrene bakış açımızı sonsuza dek değiştirerek bütünsel barışı sağlayabilecek bu yeni bakış açılarının da desteklemesini bu yeni yöntemlerle ilgili; Hayvanlarla Barış, Doğayla Barış ve Bütünsel Barış alanlarında farkındalıklar yaratarak barışa hizmet edenlerinde yeni kategoriler açılarak ödüllendirilmesi gerektiğine inanıyorum. 

En İçten Sevgi ve Saygılarımla


Suriye’de 2011 yılından beri devam eden iç savaş ve bölgeden oraya savaşmaya giden-cenazesi geri gelen Kürt gençler birçok ailede PKK’ye yeni katılımları tetiklemiştir. Bu süreçte Türkiye’de devam eden barış görüşmeleri sebebiyle örgüte katılan gençler bir iç tehdit olarak algılanmazken 2015 çatışma sürecinin başlamasıyla “dağa çıkışlar” devlet için baş ağrıtıcı hale geldi.
Rojava’da Kürtlerin PKK destekli PYD öncülüğünde bir özerk bölge oluşturma isteğinin Türkiye’nin “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması” politikasıyla çatışması ve iç politikada ortaya çıkan yeni şartlar barış görüşmelerini durma noktasına getirdi. Dahası, Haziran 2015 sonrasında fiili bir çatışma sürecine girilmiş, PKK’nin gençlik yapılanması şeklinde şehirlerde kurulan YDG-H (sonradan YPS) üyeleri bazı mahallelerde hendekler kazıp, barikatlar oluşturarak güvenlik güçleriyle çatışmaya başlamıştır. Kürt ulusalcı çevrelerce “halkın özsavunması” şeklinde tanıtılan bu strateji bölgede dokuz aya yakın bir sürede değişik ilçe ve illerde, 400’ün üzerinde güvenlik görevlisinin şehit olmasına, bir o kadar da sivil vatandaşın ölmesine, 350.000’den fazla insanın göç etmesine veya evlerini uzun süre terk etmelerine ve çok sayıda örgüt üyesinin ölmesine neden olmuştur. Bunun yanında uzun süreli sokağa çıkma yasakları, PKK’nin boykotları ve çatışmalar sebebiyle bölgede yer yer sosyo-ekonomik hayat durma noktasına geldi.

Bölgede yaşanan değişimi “yerinde” takip eden araştırmacılar son çatışmalarla beraber hem akademik hem de vicdani sorumluluk gereği bu araştırmanın yapılmasına karar verdiler. Çalışma, öncelikle Kürt toplumunun Haziran 2015 sonrasındaki süreçte, hendek-barikat stratejisi, devletin operasyonları ve sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili algısını tespit etmeyi amaçlar. İkinci olarak yaşanan hadiselerin bölgeye ekonomik yansımaları belirlenmek istendi. Maalesef sosyo-ekonomik konularda kamu ve özel kuruluşların sistematik rapor hazırlama yetersizliği veya bunları kamuoyuna ve araştırmacılara sunma konusundaki isteksizlikleri gibi sebeplerle elde çok nitelikli veriler yoktur. Araştırmanın hazırlandığı tarihlerdeki verilere ulaşılmaya çalışılmış ve bunlar olabildiğince değerlendirildi.


Bu çalışmanın giriş, metodoloji ve ikinci bölümünü oluşturan saha çalışması 2016 Mart ayında ABD merkezli araştırma enstitüsü Rethink Institute tarafından, “Resurgence of the Kurdish Conflict in Turkey: How Kurds View It” ismiyle yayınlandı. Birinci bölüm sonradan çalışmaya dâhil edilmiştir. Ayrıca ikinci bölümde yer alan “Gerçek Kesit” isimli kısımlar da sonraki araştırmalarla metne eklendi.


Mülakat yapılan örneklem grubu seçilirken Hakkâri, Şırnak, Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa illerindeki siyasal tablo gözönünde bulunduruldu. Araştırma sıcak bölgedeki “kamuoyu algısını” tarafsız bir şekilde resmetmeyi hedeflemektedir.



Murat HANİLİ - Dr. Mehmet YANMIŞ


2016 / DİYARBAKIR

©2019 GoogleSite Terms of ServicePrivacyDevelopersArtistsAbout Google|Location: United StatesLanguage: English (United States)
By purchasing this item, you are transacting with Google Payments and agreeing to the Google Payments Terms of Service and Privacy Notice.