Herhangi Bir Şey, Bir Şeyler 'Merhaba'

eKitap Projesi & Cheapest Books
Free sample

Caddeye döndüğünde Rengârenk kafeler, restoranlar, giyim mağazaları sıralanıp gidiyordu... Meydana doğru baktı: İnsanlar rastgele bir oraya bir buraya savrulup duruyorlardı; başka türlüsünü izah edemezdi ki, yoksa bu denli insan belli düşünce ve gayelerle bir yerlere gidiyor olamazlardı? Sanmıyordu; bunca dünya nasıl bir araya gelebilirdi; bir yanıltma olmalıydı; önünden geçen bir bayanın peşine takıldı; gerçeği öğrenmeliydi. Az sonra durdu; vazgeçti: ne yapıyordu? Çıkmayalı uzun zaman olduğunu hatırladı, yolunu değiştirdi. Yoruldu ve içinde dayanılmaz bir sigara içme isteğini hissetti, sonunda kafelerden birine oturmaya karar verdi.

***


Garsona kahve söylerken o her zamanki kibirli, soğuk tavrını takınmış ve tane tane konuşmuştu. Eğer garson “Efendim?, Anlayamadım?” deseydi ya da söylenenleri teyit etmek için tekrar etmiş olsaydı; kahvesini içmeden kalkacaktı.


Etrafına bakındı; kimse onun varlığını hissetmiyor gibi duruyordu. Rahat bir şekilde insanları izlemeye koyuldu; eğer onun gibi bir diğeri varsa göz göze gelmeleri an meselesiydi. Genellikle pek çıkmazdı böylesi; buradakiler de sadece yaşıyor gibi duruyordu; pek dikkat etmiyorlardı, her biri durmaksızın bir şeyler anlatmaya devam ediyordu; çoğunun sadece konuşmak için konuştuğuna bahse girerim; adeta düşünmemek için konuşuyorlar; zaman geçirmek için. Sadece yaşamak istiyorlar artık, çocukluğunda kaldı hayalleri hepsinin. Cevaplayamadıkları ya da işine gelmeyen cevaplar buldukları kancalar için kurtuluşu olmayan bu kaçış... İyi bilirim o şuursuz halleri; güzel bir kot, güzel bir t-shirt veya başının üstünde güneş gözlükleri, kolunda şık bir saat, renkli ayakkabılar... Ve istisnasız her insanın aklının bir köşesinde sürekli izlenme hissi...


Hiç biri kendinde değil; oysa yalnız kaldıklarında öylesine farklılar ki. Onlar da biliyorlar ki; yüzleşmeyi erteledikleri tüm düşünceler bekliyor bir yerlerde kendilerini, bazen tedirginliğini de yaşıyorlar bu yüzleşmenin; yine de umursamıyorlar.


İnsan denilen varlık böyleydi işte; böyle yaşayabiliyordu bir tek... Eğer herhangi bir sağlık sorunuyla veya kötü bir olayla karşılaşsa bile, gördüğü farkındalığa dayanamıyor ve koşarak eski hayatlarına dönüyorlardı; haklıydılar da öylece yaşama dayanmak nerdeyse imkânsızdı.


Eve doğru yöneldi. Yorgun ve moralsizdi. Gece anlamsızca bir hayli geç yatmıştı, sabah sınav için erkenden kalkmıştı. Sınavı ne kötü geçmişti ne de iyi. Bu belirsizlik de canını sıkıyordu. İyisi mi eve gidip biraz uyumalıydı.


Uyumak yarı ölümdür derler ya; eğer bu denli rahatlatıyorsa yarı ölüme, yani bunun tam olanına bile razıydı...

Read more
Collapse
Loading...

Additional Information

Publisher
eKitap Projesi & Cheapest Books
Read more
Collapse
Published on
Jun 4, 2018
Read more
Collapse
Pages
107
Read more
Collapse
ISBN
9786056849268
Read more
Collapse
Read more
Collapse
Read more
Collapse
Language
Turkish
Read more
Collapse
Genres
Fiction / Biographical
Read more
Collapse
Content Protection
This content is DRM protected.
Read more
Collapse
Read Aloud
Available on Android devices
Read more
Collapse

Reading information

Smartphones and Tablets

Install the Google Play Books app for Android and iPad/iPhone. It syncs automatically with your account and allows you to read online or offline wherever you are.

Laptops and Computers

You can read books purchased on Google Play using your computer's web browser.

eReaders and other devices

To read on e-ink devices like the Sony eReader or Barnes & Noble Nook, you'll need to download a file and transfer it to your device. Please follow the detailed Help center instructions to transfer the files to supported eReaders.
ÖNEMLİ DUYURU: Yazarın yeni kitabı ZEHR-İ BAL, OCAK 2016'da tüm kitapçılarda.

Detaylar için www.zehribal.com

--------------------

CESARET

"Kendi ocağına ateş düşmedikçe, dumanı boğmuyor insanı... Boğulana da ağlamıyor, tanımadıkça o insanı..."

Yağmur gitgide şiddetleniyor, çadırı yavaş yavaş bir sağa bir sola yatırıyordu. Annem arada bir bizlere bağırıyor, durum bildiriyordu.
“Oğlum şımarmasanıza, çadır başımıza yıkılacak.”
“Fırtınaya yakalandık! Baba Yunus, sen geminin etrafını tamir et. Anne Hazal, sen de gelen suları çabuk denize at! Batacağız. Mehmet çabuk yardım iste.”
“Yardım geliyoooor, dayanın!”
Gemimiz batmak üzereydi. Annem kızarmış kocaman eliyle iki benim, bir Mehmet’in kafasına şaplak atarak bu oyunumuzu bozdu.
“Ne dedim ulan ben size. Sükut durun, zaten canım burnumda.”
İkimiz de yatağa uzanıp korkudan sustuk. Mehmet kulağıma doğru yaklaşıp, “Ağabey çok acıktım, artık oyun oynamayalım,” dedi. Dizlerini göğsüne doğru çekip arkasını döndü. Ağlıyordu.
O an sanki ay ikiye yarılmış, çadırımızın karanlığını emiyordu. Gözlerimi ışıktan alamıyordum. Bir tür traktör sesi gittikçe yaklaşıyordu.
“Yaşasıııın! Mehmet gerçekten yardım geliyor!”
Babam içeri koşarak girip, “Çabuk lambayı söndürün, herkes sussun,” diye sessiz bir şekilde bizi uyardı.
Yanılmıştım.
Annem hemen gaz lambasını söndürdü. Oynamadan önceki korkumuz yüreklerimize yeniden yerleşti. Gelenler de kimdi? Neler oluyordu? 

 

 

©2019 GoogleSite Terms of ServicePrivacyDevelopersArtistsAbout Google|Location: United StatesLanguage: English (United States)
By purchasing this item, you are transacting with Google Payments and agreeing to the Google Payments Terms of Service and Privacy Notice.