Çözümden Çatışmaya Kürt Meselesi: (2012-2016)

eKitap Projesi & Cheapest Books
Free sample


  • Suriye’de 2011 yılından beri devam eden iç savaş ve bölgeden oraya savaşmaya giden-cenazesi geri gelen Kürt gençler birçok ailede PKK’ye yeni katılımları tetiklemiştir. Bu süreçte Türkiye’de devam eden barış görüşmeleri sebebiyle örgüte katılan gençler bir iç tehdit olarak algılanmazken 2015 çatışma sürecinin başlamasıyla “dağa çıkışlar” devlet için baş ağrıtıcı hale geldi.

  • Rojava’da Kürtlerin PKK destekli PYD öncülüğünde bir özerk bölge oluşturma isteğinin Türkiye’nin “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması” politikasıyla çatışması ve iç politikada ortaya çıkan yeni şartlar barış görüşmelerini durma noktasına getirdi. Dahası, Haziran 2015 sonrasında fiili bir çatışma sürecine girilmiş, PKK’nin gençlik yapılanması şeklinde şehirlerde kurulan YDG-H (sonradan YPS) üyeleri bazı mahallelerde hendekler kazıp, barikatlar oluşturarak güvenlik güçleriyle çatışmaya başlamıştır. Kürt ulusalcı çevrelerce “halkın özsavunması” şeklinde tanıtılan bu strateji bölgede dokuz aya yakın bir sürede değişik ilçe ve illerde, 400’ün üzerinde güvenlik görevlisinin şehit olmasına, bir o kadar da sivil vatandaşın ölmesine, 350.000’den fazla insanın göç etmesine veya evlerini uzun süre terk etmelerine ve çok sayıda örgüt üyesinin ölmesine neden olmuştur. Bunun yanında uzun süreli sokağa çıkma yasakları, PKK’nin boykotları ve çatışmalar sebebiyle bölgede yer yer sosyo-ekonomik hayat durma noktasına geldi.


Bölgede yaşanan değişimi “yerinde” takip eden araştırmacılar son çatışmalarla beraber hem akademik hem de vicdani sorumluluk gereği bu araştırmanın yapılmasına karar verdiler. Çalışma, öncelikle Kürt toplumunun Haziran 2015 sonrasındaki süreçte, hendek-barikat stratejisi, devletin operasyonları ve sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili algısını tespit etmeyi amaçlar. İkinci olarak yaşanan hadiselerin bölgeye ekonomik yansımaları belirlenmek istendi. Maalesef sosyo-ekonomik konularda kamu ve özel kuruluşların sistematik rapor hazırlama yetersizliği veya bunları kamuoyuna ve araştırmacılara sunma konusundaki isteksizlikleri gibi sebeplerle elde çok nitelikli veriler yoktur. Araştırmanın hazırlandığı tarihlerdeki verilere ulaşılmaya çalışılmış ve bunlar olabildiğince değerlendirildi.


Bu çalışmanın giriş, metodoloji ve ikinci bölümünü oluşturan saha çalışması 2016 Mart ayında ABD merkezli araştırma enstitüsü Rethink Institute tarafından, “Resurgence of the Kurdish Conflict in Turkey: How Kurds View It” ismiyle yayınlandı. Birinci bölüm sonradan çalışmaya dâhil edilmiştir. Ayrıca ikinci bölümde yer alan “Gerçek Kesit” isimli kısımlar da sonraki araştırmalarla metne eklendi.


Mülakat yapılan örneklem grubu seçilirken Hakkâri, Şırnak, Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa illerindeki siyasal tablo gözönünde bulunduruldu. Araştırma sıcak bölgedeki “kamuoyu algısını” tarafsız bir şekilde resmetmeyi hedeflemektedir.



Murat HANİLİ - Dr. Mehmet YANMIŞ


2016 / DİYARBAKIR

Read more
Collapse
Loading...

Additional Information

Publisher
eKitap Projesi & Cheapest Books
Read more
Collapse
Published on
Nov 5, 2016
Read more
Collapse
Pages
210
Read more
Collapse
ISBN
9786059654784
Read more
Collapse
Read more
Collapse
Read more
Collapse
Language
Turkish
Read more
Collapse
Genres
Social Science / Sociology / Social Theory
Read more
Collapse
Content Protection
This content is DRM protected.
Read more
Collapse
Read Aloud
Available on Android devices
Read more
Collapse

Reading information

Smartphones and Tablets

Install the Google Play Books app for Android and iPad/iPhone. It syncs automatically with your account and allows you to read online or offline wherever you are.

Laptops and Computers

You can read books purchased on Google Play using your computer's web browser.

eReaders and other devices

To read on e-ink devices like the Sony eReader or Barnes & Noble Nook, you'll need to download a file and transfer it to your device. Please follow the detailed Help center instructions to transfer the files to supported eReaders.
Türkiye’nin savaşta ve barışta en çok konuştuğu konuların başında “Kürt Sorunu” geliyor. Ancak bununla ters orantılı olarak Kürt toplumunun yapısı, değerleri, değişimi, ilişki ağları vb. üzerine yapılmış nitelikli alan çalışması bulmak zordur. Çalışmalar daha çok Kürt tarihi, dili ve kültürü üzerine yapılmış incelemeler. Bunların genelde aşiret Kürtlerinin yaşantısını ele almış batılıların çalışmalarına atıfla hazırlandığı görülüyor. Dolayısıyla “modern” kavramı anlamsızlaşıyor. Bunun en tipik örneklerinden biri Bruinessen’in çalışmasını yaptığı Kürt toplumsal düzlemini “ağa, şeyh, devlet” ekseninde okuması buna karşın günümüzde geçerliliğini kaybetmekte olan bu ve benzeri okumaların Türkçe çalışmalarda sıklıkla tekrarlanmasıdır. Oysa Türkiye’deki Kürtler 90 sonrasında çok büyük bir sosyo-politik değişim yaşamıştır.

Çalışma, 1990 sonrası Güneydoğu Kürt toplumunda dini ve geleneksel hayatın değişimini makro biçimde ele alıyor. Devlet, PKK, Hizbullah, zorunlu/isteğe bağlı göçler, medreseler/seydalar, yerel şeyhler ve modernleşmenin dini-geleneksel hayata etkileri gezi, gözlem, literatür taraması ve mülakatlarla farklı yönleriyle araştırıldı ..


***


Güneydoğu son 30 yılda sosyal değişimin önemli unsurları arasında görülen, şehirleşme, modernleşme, göçler, terör-şiddet hadiseleri ve iletişim araçlarındaki gelişmeler gibi hemen bütün faktörleri beraber yaşadı. Dolayısıyla toplumsal değerlerde pozitif ya da negatif yönde önemli değişimlerin meydana geldiği öngörülebilir.


Cumhuriyet tarihi boyunca tartışmalı konuların odağında bulunan ve ülkenin geri kalanına göre daha yavaş bir sosyo-ekonomik değişim yaşayan bölge, yakın dönemde önemli yapısal değişimlere tanıklık etti. Bunların en göze çarpanlarından birisi bölge halkının büyük çoğunluğunun son 20-30 yılda şehirlere göç etmesidir. PKK ile mücadele etmek için çıkarılan OHAL kanunlarının uygulanması esnasında yaşanan mağduriyetler halkı göçe zorladı. Halk, göç sonrasında kendini şiddet eylemleri, işsizlik, konut sıkıntısı ve ekonomik bunalım içerisinde buldu. Bu durumun bölgede dini ve sosyal yaşamda daha çok dejenerasyona sebep olduğu gözleniyor. Aynı şekilde PKK ve Hizbullah’ın faaliyetlerinin de toplumsal değerler sistemini etkilediği açık. 2000’li yıllardan sonra yaşanan hızlı modernleşmeyse dini ve sosyal hayatta değişimin ayrı bir tetikleyicisi oldu. Bu kısmen dindarlaşmaya kısmen de lümpenleşmeye yol açan bir süreçti.


Bölgede yaşanan sosyal değişim sonucunda, Kürt araştırmalarında sıklıkla atıf yapılan, “ağa, şeyh-seyda, devlet” eksenli analizler açıklama gücünü kaybediyor. Geleneksel otoriteler tamamen etkisizleşmese de modern, dini ve seküler örgütlenmeler, internet, moda ve popüler kültür gündelik yaşamda, büyük ölçüde değerleri şekillendirme gücüne ulaştı. Sonuç olarak gelenek-modernite, dinsel-seküler olanın bir arada yaşandığı ve Müslüman, Türk, Kürt, Diyarbakırlı, Mardinli, Cizreli gibi kolektif kimlikler yerine daha modern sayılabilecek senkretik kimliklerin öne çıkmaya başladığı bir toplum ortaya çıkıyor. Bu açıdan yaşanan gelişmelerin bölgenin toplumsal değerler sisteminde yaptığı etkilerin araştırılması gereklilik arz etmişti.


Bu çalışma Şubat 2015 tarihinde Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından onaylanan, “Diyarbakır Halkının Geleneksel ve Dini Değerlerdeki Değişime Yaklaşımı Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme (1990-2013)” isimli doktora çalışmasının genişletilmesiyle hazırlandı. Bu süreçte, sıkıcı ve dolambaçlı bulunan akademik dilin genel okuyucuya uygun hale getirilmesi hedeflendi. Maalesef konunun ağırlığı ve derinlemesine incelenmesi gerekliliği çalışmanın okunmasını zorlaştırdı. Diyarbakır dışındaki Siirt, Bitlis, Mardin, Batman ve Şırnak illeri daha önceki görüşmelere ilaveten bu tarihlerden sonra yapılan gezi, gözlem ve literatür taramalarıyla tekrar incelendi.

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Kitap okumamanın belkide kitapların bizimle yeterince paylaşılmamış olmasından kaynaklandığına inanıyorum. Çünkü yazarlar kitapların içini, ismini, fiyatını belirleyip okuyucuya sadece okumayı bırakıyorlar. Ben ,bu kitapta aynı amaçlara, okuyucuyla beraber  nasıl ulaşacağımızı göstermek istiyorum. 

1. Günlük hayatta her zaman yaptığımız gibi herşeye ve herkese kafamıza göre bir isim verme gibi kötü bir alışkanlığı kullanmadım. Hiç kimse hiçbirşeyin tek sahibi değildir ve üzerinde tek başına söz sahibi değildir. Bu yüzden kitabın adını koyma hakkını kendimde bulamadım ve kitabın kapağındaki ve yanındaki isim yerlerini boş bıraktım. Kitabı okuduktan sonra siz ne isim vermek istiyorsanız lütfen o ismi yazarak kütüphanenize koyunuz. Bundan sonra kısmet olurda yazabilirsem kitaplarıma isim yerine numara vereceğim. Kitabın ilk baskısı dağıtıldıktan sonra kitabı okuyanların kitabın ismini belirleyerek bana bir kart veya faks ile bildirmesini rica ediyorum. Çünkü her yeni baskıda bu okuyucuların isimlerini ve kitaba verdiği isimleri yayınlayacağım. Böylece dünyanın hem ilk isimsiz (Bildiğim kadarıyla) hemde ismi ve sahibi en çok olan kitabın mimarlarından biri olacaksınız.

2. Kitabın adını koyamadığım gibi kitabın fiyatını  belirleme hakkını da kendimde bulamadım. Düşünün bir kitap aldınız, okudunuz “beş para etmez” dediniz; bu durumda ne olacak? Kitabınızın başarısı, satılan kitap sayısından bu şekilde parasını verdiğine pişman olanların sayısının çıkartılmasıyla bulunur. Zaten bu kitabın yazılmasındaki amaç, para kazanmak değildir. Bundan sonra kısmet olursa yazacağım kitaplarımın birinci baskılarını ücretsiz olarak yayınlayacağım. Okuyucaların  kitabı aldıktan sonra kitap için uygun gördükleri değeri bana bir kart veya faks aracılığı ile bildirmelerini istiyorum. Kitabın uygun görülen değerlerinin ortalaması kitabın bir sonraki baskısının satış bedeli olacaktır. Bu uygun görülen değerlerde isim ve değer olarak yeni baskılarda yayınlanacaktır. 

3. Kitap matbaadan çıktıktan sonra hepsi tarafımdan bizzat imzalanacaktır. Böylece sadece imza gününe gelenlerin kitabının imzalı olması yerine herkesin elindeki kitap imzalı olacak, herkes eşit olacaktır.  

4.Bu kitapta  konular belli yerlerde toplanmamış, konular arasında ani atlamalar vardır. O konudan bu konuya geçiliyor, dolayısıyla dikkat dağılıyor. Sanki hayatta olaylar konularına göre dönem dönem yaşanıyormuş gibi. Tıpkı bu kitapta olduğu gibi herşeyi karmakarışık yaşamıyor muyuz? Ama karışıklık gibi görülen bu aşırı düzenliliğin içinde görmeyi bilmediğimiz için bocalayıp duruyor, anlayamıyoruz. Kısaca hayat belli bir sıraya göre yaşanmıyor ki ben kitabımı belli bir sıraya göre yazayım; özellikle de hayatı anlatan bir kitapta.

Bu, tıpkı devamlı hesap makinası kullanan bir insanın elle hesap yapmak zorunda kaldığı zaman, en basit işlemleri bile yaparken zorlanması gibi bir şey. Herşeyi hazırca almaya o kadar alışıyoruz ki kendimiz yapmak zorunda kalınca kafamız karışıyor. Bu yüzden de matematiğimizi hesap makinalarına, hayatımızı da manevi liderlere ve maddi yöneticilere bırakmıyor muyuz?

Başlangıçtan beri hayatla ilgili kitaplar genelde belli  gruplara göre yazılmış, bu da bizi tekdüze öğrenme ve tekdüze düşünceye götürmüş. Grupları karıştırıp da verince tabii ki  kafalarda karışıyor. Tıpkı hesap makinasını bırakıp elle hesap yaparken olduğu gibi.   

“Bu kitabın en zor yanlarından biride ne nerede, hangi sayfada o kadar karışıkki inanın ben bile neyin nerde olduğunu karıştırıyorum. (Bu kadar dağınık kitap görmedim) Bazı yerleri iki defa bile yazmış olabilirim, lütfen kızmayın”

5. Bu kitapta her tarafı bu güne kadar edindiğim gözlemlerime göre dürüstçe eleştirmeye yada övmeye çalıştım. Şu an mevcut taraflardan herhangi birine ait değildir. (Kitabın kapağındaki şekle dikkatli bakıldığında bir şekil her şekil, her şekil bir şekildir) Mevcut herhangi bir tarafa geçip konuşmamak, mevcut taraflar sisteminde tarafsız olmaktır. Sonuçta  bu da yeni bir taraf demektir.

6. - Maneviyatın gücünü anlatan bir kitabın telif hakkı için hiç bir maddi kanuni önlem almadım. Bir başkasının malını çalacak kadar kendine güvenen cahil bir insanı ancak ALLAH’a güvenen bir insan olarak ALLAH’ın adaletine teslim ederim.

Yazdıklarımı sizlerle tartışıp üzerinde düşündükten sonra gerekli yerlerini değiştirip, düzeltip, çıkarıp, ekleyerek kısmetse yeni bulacağım şifreleride ekleyerek yeniden yayınlamak amacına sahibim. Hiç birşey bitmeyeceğine göre bu kitapta bitmeyecektir. 09/10/95

7. Kitabımı verdiğim herkes için birşeyler yazmayı düşünüyordum ama buda sınırsızlığı savunurken sınırlara kapanmaktı. Sonunda mesajlarımı yazılarımın arasına serpiştirdim. Herkes açık büfe usulü olan bu kitaptan kendine uygun olanı seçip istediği kadar alsın. İster kendini kandırmaya devam etsin, ister başını öne eğsin, ister gelsin özür dilesin, ister gelsin teşekkür edip bende desin, isterse hiç birşey söylemeden çekip gitsin, İsterse mertçe karşıma gelsin hesap sorsun. Ama hepsi için ortak bir mesajım var. “Hepinizi çok seviyorum, hepinize teşekkür ederim, ALLAH sizden razı olsun, ALLAH’a emanet olun, en içten sevgi ve saygılarımla. Şimdilik hoşçakalın” 09/10/95

Aslında hepimiz birer yazar değil miyiz? Gördüklerimizi, yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi kağıda döktüğümüzde aktif yazar olurken bunları kendimizde saklarken de pasif yazar oluyoruz. Hatta bazen de kendimizin yazamadığı şeyleri başkalarının yazmasını sağlayarak gizli yazar olmuyor muyuz?

El Hükmü LİLLAH

(Yargı ALLAH’ındır)

Aydın TÜRKGÜCÜ

©2019 GoogleSite Terms of ServicePrivacyDevelopersArtistsAbout Google|Location: United StatesLanguage: English (United States)
By purchasing this item, you are transacting with Google Payments and agreeing to the Google Payments Terms of Service and Privacy Notice.