Kanon: Kutsal Kitapların Yeni Bir Yorumu

eKitap Projesi via PublishDrive
5

KANON NEDİR?

"KANON", yeni çağın bir "KUTSAL KİTABI" yazılsa ve kesintisiz devam eden TANRI / ALLAH VAHYİ'nin uzun zamandır beklenen yeni bir uzantısı ve evrensel mesajı gönderilse, bu ne olurdu? Ne söylemek ve mesaj vermek isterdi? Düşüncesi doğrultusunda oluşturulmuş bir Kutsal Kitap tematiğidir. Kanon ayrıca etimolojik olarak, çok eski Hint metinlerinde dahi "KHALKİ AUM" veya “KHALKİ AVATAR” olarak GELECEĞİ müjdelenen ve Alemler ötesinden gelen eski çağlara ilişkin değil de daha çok AHİR ZAMAN, KIYAMET ile ilgili kavramların ne anlama geldiğini açıklamak üzere yazılmış, MESİH & MEHDİ ÇAĞI öğretisinin bir kitabı veya bu yöndeki bin yıllardır süregelen bir düşüncenin de devamıdır. Bu düşünce, Kanon’un geçmişten günümüze uzanan, günümüzdeki uzantısıdır..


"KANON"un izini tarih içinde geriye doğru sürdüğümüzde ise, çok eski tarihlerde, ayrıca Hz. Musa'nın tabletlerinde bile, "KAMON veya CANAAN" olarak vaad edilmiş topraklar veya kutsal kanunlar/yazıtlar anlamında geçen ve daha sonraki yüzyıllarda Yahudi-Hristiyan gnostik öğretiyle saklı belgelerle tarih içinde nesillerden nesillere taşınarak günümüze kadar ulaşan "Kamron-Kumran" yazıtları ismiyle anılan ve oradan Hristiyanlık-İseviliğin gnostik öğretisiyle Esseni (Sion) tarikatına aktarılan, ve günümüze kadar ulaşan ve/fakat asıl öğretisi hemen hemen tüm ezoterik kültürlerde ve kutsal metinlerde bildirilen KIYAMET’e yakın gönderileceği ve açıklanacağı bildirilen (Mehdi veya Mesih Düşüncesi bu kitap boyunca konumuzun dışındadır ve burada bu konuya girilmeyecektir de) bir Kutsal Metin dizisinin literatürüne ilişkin (Kumran –Qumran– Yazıtlarının günümüzdeki bir benzeri gibi de düşünülebilir), dinleri tek bir çatı altında toplama ve tüm kutsal kitapların içinde barındırdıkları KIYAMET yorumu yönünde bir ilahi kategorizasyonu, APOKALİPTİK ÖNGÖRÜ ve ETİK, AHLAKİ ve hemen hemen tüm kutsal kitaplarda yer alan SON GÜN’e ilişkin KURALLAR VE UYARILAR BÜTÜNÜNÜ ve tüm kutsal metinlerin vahiysel bütünlüğüne ve hepsinin ortak olarak, ALLAH’tan geldiğine ilişkin bir EZOTERİK YENİ ÇAĞ KUTSAL KİTAP yorumlamasıdır da diyebiliriz. Buna ilişkin pek çok hikmet öyküsü İKİNCİ KANON kitabında “KHALKİ AVATAR”da ele alındı.


Bu noktada, KAN’ON, bu yönüyle biraz da Yuhanna’nın VAHİY KİTABI’na da benzetilebilir. Çünkü, günümüzde yeryüzünün tümüne birden (tek bir coğrafyaya değil!) baktığımızda şunu görürüz: Kıyamet’e belki de her zamankinden çok daha yakın bir çağdayız ve/fakat buna rağmen pek çok din var, belki hepsi bir yerlerde ilahi tek bir kaynaktan beslendiğini gösteren öğeler içeriyor (Tek tanrılı dinlerden, Afrikadaki ilkel kabile dinlerine kadar) ama bunları tek bir çatı altında birleştiren veya birleştirmeye çalışan bir mekanizma yok. Diğer bir önemli konu ise, yaşadığımız çağda zamanın kısalması ve zorunlu ihtiyaçların, her üç tek tanrılı din ile diğer dinlerdeki; ibadet, infak, oruç, dua vs. yapılış şekilleriyle ilgili bir düzenleme içerir. Kanon, bu konuda bazı ön görüler de sunar, kendi içerisinde zamanımıza yakın mümkün görünen çözümleri, evrensel düzeyde tek bir yapıda KIYAMET zamanı dilimiyle bağlantılı olarak değerlendirir. Buna ilişkin pek çok kurallar bütünü ve yaratılıştan günümüz medeniyetine uzanan insanın kısa yaşam öyküsü BİRİNCİ KANON kitabında –KHALKİ AUM’da– ele alındı ve KIYAMET uyarılarıyla sona erdi. İşte, bu düşünce ve bunun devamı ise, Kanon’un geçmişteki, günümüzle bağlantılarını sağlayan köprülerinin halatlarının uzantısıdır..



KANON, ÜÇ ANA BÖLÜMDEN OLUŞUR:


  • ESKİ KUTSAL METİNLERİN VE KİTAPLARIN (Kur’an, İncil, ve Tevrat) GENEL BİR DEĞERLENDİRİLMESİ VE ALLAH VAHYİNİN DEĞİŞMEMEZLİĞİ VE KIYAMET’E KADAR KESİNTİSİZ DEVAM EDECEĞİNİN İSBAT EDİLMESİ,

  • “KHALKİ AUM KİTABI” – “KUR’AN’IN KANONİK YORUMU” – “99 Kanon”

  • “KHALKİ AVATAR KİTABI” – “İNCİL’İN KANONİK YORUMU” – “303 Kanon”

Read more
5.0
5 total
Loading...

Additional Information

Publisher
eKitap Projesi via PublishDrive
Read more
Published on
Aug 9, 2016
Read more
Pages
500
Read more
ISBN
9786059654548
Read more
Language
Turkish
Read more
Genres
Religion / Christian Church / Canon & Ecclesiastical Law
Read more
Content Protection
This content is DRM protected.
Read more
Read Aloud
Available on Android devices
Read more

Reading information

Smartphones and Tablets

Install the Google Play Books app for Android and iPad/iPhone. It syncs automatically with your account and allows you to read online or offline wherever you are.

Laptops and Computers

You can read books purchased on Google Play using your computer's web browser.

eReaders and other devices

To read on e-ink devices like the Sony eReader or Barnes & Noble Nook, you'll need to download a file and transfer it to your device. Please follow the detailed Help center instructions to transfer the files to supported eReaders.
EFSANELERE GÖRE İSTANBUL’UN KURULUŞU
"Bu şehr-i Sitambul ki, bi mişl-u behadır, Bir sengine, yekpare Acem mülkü fedadır"
Şair Nedim
Yeryüzünde, bu kadar çok ada ve sana sahip kent çok ender bulunur. Her ulus, İstanbul'u başka bir adla andı. Ayrıca, fetihten önceki adları başkaydı, fetihten sonrakiler başka... Tarih sahnesine, Byzas, Buzis, Byse, Bysante gibi adlarla çıktı. Roma dönemine kadar da en çok Byzantıon olarak anıldı. Romalılar Antoneia, Anthuşa, Deutera Rome dediler. Sonra, uzun bir dönem boyunca Konstantinopolis olarak kaldı. Kuzeylilerin verdikleri adların bir kısmı kentin gücünü vurguluyordu: Tsarığrad (Slav kaynaklarında imparator kenti) ve Mıklegard (Vikinglerde İmparator Mikhael’ın kenti) gibi. Ruslar Tekfuriye ve Zavegorod, Macarlar Vizenduvar, Polonyalılar Kanatorya, Çekler Aylana, İsveçliler Heraklıyan, Hollandalılar İstefanya, Franklar Agrandone, Portekizliler Koştiye, Araplar Konstantiniyye-i Kübra, Acemler Kayser-i Zemin, Hintliler Taht-i Rum, Moğollar Çakdüryan demişlerdi bir zamanlar Osmanlı'nın "Asitane"sine. Öte yandan, İstanbul'a yakıştırılan sanlar da en az kendisi kadar görkemliydi: Asitane-i Saadet (Sültan Sarayı), Dar-ül Hilafe (Halife'nin evi), Darü's Saltana (Saltanatın evi), Dergah-ı Selatın (Sultanlar kapısı)...
Ve sonunda bizim kentimiz, İstanbul.
Bilinen tarihi 2600 yıldan daha eskilere uzanan bu yaşlı, ama muhteşem kent, zamanın akışı içinde büyük uygarlıkların yıkılışlarım da gördü, yenilerinin nasıl kurulduklarına da...
İmparatorlukların bu herkesi kıskandıran görkemli başkentinin köşe bucağı, birbiriyle ilgisi olmayan kültürlerin mirasıyla süslendi. Ve sonuçta, tüm üslup ve kültürler iç içe geçerek, birbirini özümseyerek, İstanbul'un anıtsal tarihini oluşturdu.
Kentin kuruluşu üzerine rivayet muhtelif. En ünlüsü ve bilineni Megaralı göçmenlerinin yolculuğu. Bir de Evliya Çelebi'nin anlattığı var ki, tadına doyum olmuyor...
Efsaneye göre, Koressa'nın oğlu, Yunanistan'ın Megara kentinden genç Byzas, yandaşlarıyla birlikte, bölgedeki baskılardan kurtulmak, yeni bir kent kurmak ve özgürlüğünü ilan etmek için yola çıktı. Her şey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı? O çağda, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki kahine danıştı genç adam. Delfoi kahini gideceği yeri tarif etti; "Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak." Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: "Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?". Delfoi kahinini hatırladı genç adam; "Körler ülkesinin karşısında kuracaksın kentini." Körler ülkesi, günümüzün Kadıköy'üdür!
İstanbul'dan çok yıllar önce kurulmuştur "Khalkedonia", yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip soluklanmak için durduğu şimdiki Sarayburnu'nda, manzaranın muhteşem görüntüsünden adeta büyülenmişti. Khalkedonia'nın neden "Körler Ülkesi" tanımlamasını hak ettiğini anlamıştı artık. Çünkü, böyle cennet benzeri bir yer dururken, tam karşıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi! Ol hikaye böyle. Temelleri Sarayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusunun adı olan Byzas'tan dolayı, "Byzas'ın kenti" anlamında "Byzantıon" dendi...
Pisagor, şifa sanatının en kutsal sanat olduğunu söylemiştir. Şifa en kutsal sanatsa, o halde bedenle olduğu kadar ruhla da ilgilenmelidir; çünkü hiçbir varlık, en önemli parçası hasta olduğu sürece sağlıklı olamaz.
Tyana’lı Apolionius
Bu önemli çalışmada, Kuantum İyileşme, deyince şunu anlıyoruz, kuantum fiziği esaslarına ve Modern bilime göre iyileşme tıbbi kuralları ile alternatıve Tıp, yani Sıfacılık öğretisini birleştiren bu kitap, çeşitli hasta vaklarını ve Hastalıklara ilişkin vücuttaki ruhsal süredurumlara kuantum mekanığının modelleriyle yaklaşım sağlayarak, grafiksel detaylı anlatımını kullanarak, okura sağlıklı ve net bir yeni çağın sıfacı bilgisini kadim öğretileri kuantum mekanığiyle harmanlayarak aktarmaktadır. Buna göre, bu çalışmanın amacı, zihin-beden-ruh bütünlüğünü sağlamaya deniyor ve mutlu olmanın tek şartının, çalışma boyunca, bu üçünün birliğinden geçtiğine inanılıyor. Buradaki "iyileşme"den kasıt ise, Zihin-Beden-Ruh koordinasyonu kastedilmiştir, yani tüm bir zihinsel bedensel ve ruhsal çakra alanlarının tam bir sıfası konu edilmiştir..
Hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin etkileri muhakkak ki, çağımızda artık yadsınamaz bir gerçektir. Fakat ne var ki, buradaki esas amaç, hastalıkları iyileştirmekten ziyade, hasta olmamanın yollarını aramaktır bu esere göre. (Daha da doğrusu "sağlıklı ol"ma ve “sağlıklı kal”ma halini ve sürekliliğini yakalamak ve bu sürekliliği hayat boyu sağlamanın yöntemi araştırılıyor ve analiz ediliyor..)
Buradaki "hastalık" terimi, tıbbi referanstan çok; yokluk, yalnızlık, işsizlik, başarısızlık, mutsuzluk, kendini boşlukta hissetme ve değersizlik gibi duygulara refere edilmektedir. Buna göre, İnsan sadece tıbbi hasta olmaz, fakir bir insan da hastadır, yalnız bir insan da! Kanser nasıl bir hastalıksa; cimrilik, kabalık, güvensizlik, korku, endişe ve nefret de o oranda hastalıktır..
Sağlıklı bir insan tanımını şöyle yapıyoruz hep genellikle: Kazancında ve kahkahasında bolluk-bereket içinde, bağımsız, güçlü, ilişkilerinde mutlu, sevgiyi her daim yaşayan ve etrafındakilerle paylaşan, güven içinde, sağlıklı ve güzel kalabilmek...
İşte, bu kitabın da yegane yazılma hedefi ve amacı da bunu sürekli olarak okura kazandıracak bilginin anahtarını vermektir. Yani, bir anlamda yıllardır kişisel gelişim alanında, sıkça yapılan yanlış uygulamalar sonucunda, benzer çalışmaların yaptığı balık vermeyi öğretmek yerine, okura balığı nasıl tutacağını öğretmeyi hedeflemektedir..
©2018 GoogleSite Terms of ServicePrivacyDevelopersArtistsAbout Google|Location: United StatesLanguage: English (United States)
By purchasing this item, you are transacting with Google Payments and agreeing to the Google Payments Terms of Service and Privacy Notice.