Derdim Olur musun?: Aşk Ehlinden Gönlüne Derman Arayanlara...

ALTER
4
Free sample

“Gözler hükmü verince

Gönlünü alamazsın.”

     Bir kadın gözlerinden sevilir. Önce gözlerinden. Titretir benliğini, sıcacık bir gülümseme dökülüverir yanaklarından.

     Gözler hükmünü vermiştir artık. Mahkumusundur aşkın. Ve aynı zamanda hüznün kederin, mutluluğun.

     Diğerleri yoktur o vardır sadece. Gören gözler kördür  ondan gayrı.

     Sev artık masum bir çocuk hürriyetiyle. Tut artık korkmadan, usanmadan, bıkmadan…

     Tut ki ellerinden sıkıca…

     Kayıp gitmesin mahrumiyetin olur.

Read more

About the author

Ramazan Ateş

Okuma hevesim, düşsel bir ağrıdır bende. Derdime çare olacak kitaplardır beni benden alan. Okurken kitapları şekil, biçim, ün ve şöhretleriyle ayırt ederek değil. Yarama merhem olacak mı diye bakarım. Bu ister bir klasik olsun ister popülizmin kurbanı bir kitap ya da adı sanı duyulmamış tozlu raflardan sıyrılamamış bir eser, fark etmez. Ve fark etmedi de...

Katacağı bir değer olduğunu düşündüğüm için okurum. Kabından taşmak için. Ve her okuduğum kitap da başkalaştım. Değiştim, irkildim, kendime geldim.

Esrikliğiyle hoş bir seda bıraktı bende her kitap. Kimi zaman ağlaştım kimi zaman kurtuldum, öldüm, dirildim.

Vuslat için “Oku!” emrine ram oldum.

Okudukça yazmayı düşledim, yazmak…

İnsan bence gönülle yazar. Yazmak ne kadar zor bir iştir bilir misiniz? İnsanlar okumayı sevebilir ya yazmayı... Yazmak öylece sevilir mi?

Sevilir elbet o da sevilir…

Yalnız yazdığından mutlu olacak birileri varsa sevilir. Ben de yazmayı işte bu gönül akidelerine borçluyum. Nasıl okurken bir şeyi ya da birilerini seviyorsak veyahut ihtiyaç duyuyorsak, yazmak da bu minval üzeredir.

Kelimelerin bir kalbi ısıtacağına inanıyorsa eğer insan, yazmayı seçer. Ben de yazmaya bir yürek dolu dert ve sevgiyle başladım.

Müptelası olduğum bir gönle “Derdim olur musun?” diyerek. 

Ve tarihle sarmaladım,

Gönlümü, usuma kattım. Değerlerimizi, benliğimizi yaşatmak istedim!

Türk milletinin sancılarını yaşamış abide şahsiyetleri edebiyat ve tarihle harmanlayarak gençliğin damarlarında kaynaması için yazdım!

Ve yazmak bazen sancılıdır. Yazmak için taşmak gerekir. Taşmak için de bazen saatlerce okuyorum. Okuyorum, okuyorum, okuyorum... Okurken yazacağım eser hususunda yararlı olacağını düşündüğüm kaynak olması ayrıca önem arz ediyor. Ve artık noktalarımız bir yerde bağdaşıyor, kelimeler çözülüyor.

Bazen öyle günler oluyor ki bir damla dahi taşmıyor. Çıkmazlarda kalıyorum. Bekliyorum ve bir an, bir seziş çare oluveriyor. Ben buna İlahi bir seziş diyorum. Yazılacak olanı yazdıran var çünkü.

facebook.com/ramazanates000

instagram.com/ramazanatesofficial

ramazanates.com.tr


Read more
4.8
4 total
Loading...

Additional Information

Publisher
ALTER
Read more
Published on
Jun 15, 2015
Read more
Pages
192
Read more
ISBN
9786059870450
Read more
Read more
Best For
Read more
Language
Turkish
Read more
Genres
Fiction / Literary
Read more
Content Protection
This content is DRM protected.
Read more

Reading information

Smartphones and Tablets

Install the Google Play Books app for Android and iPad/iPhone. It syncs automatically with your account and allows you to read online or offline wherever you are.

Laptops and Computers

You can read books purchased on Google Play using your computer's web browser.

eReaders and other devices

To read on e-ink devices like the Sony eReader or Barnes & Noble Nook, you'll need to download a file and transfer it to your device. Please follow the detailed Help center instructions to transfer the files to supported eReaders.
Hiçbir söz vaki olmayınca artık Aybars'ın önünde hiçbir engel kalmamıştı. Sade gidilecek yollar… Aybars Şam, Halep ve dolaylarında iktidarını kurup, otoritesini arttırınca Suriye'de sırtını sağlama aldı. Ve hükümranlığı için Kahire yollarını tuttu.

Günler geçmek bilmiyordu, yol tükenmek. Ve öyle ki her azmin bir muradı vardı. Nihayet Nil'in kucakladığı Kahire'nin devasa silueti belirdi. 

Bir Cuma sabahı şehre girdiği vakit, daha evvelden süpürülmüş sokaklar ve temizlenmiş yol boyunca halkın coşkun tezahüratları arasında şehre girdi. Kenarları işlemeli zırhları ve görkemli elbiseleriyle Eyyubi ardılları olan emirleri Aybars'ın önünden gidiyorlardı. Bahir Emirleri ise beyaz ve sırmalar içinde dimdik duran Sultan'ı takip ediyorlardı. Sokaktaki halk önlerinden geçen Sultan Aybars'ı bir lahza görebilmek için çağırıyorlardı. Yanına nadide çiçekler atılıyor, beyaz küheylanı Akça'nın nallarını bastığı yerlerden toprak alabilmek için yerlere diz çöküyorlardı. 

Ama o sadece bunca şaşaaya ve coşkunluğa karşın bir çift göz aramaktaydı. Yeşile çalan hafif çekik, bir çift göz...

Aybars dudaklarında bir tebessümle bir hayale bakıyordu. Eskisinden daha güzeldi. Nazenin yapraklarından hafif damlalar sarkıyordu. Birbirlerine kenetlenmişti gözleri. Elindeki gül goncasını ona uzattı. Narin elleri, ellerine değdi.

"Aybars…" diyebildi. O hazin yılları anarcasına.
Aybars'a hem çöl vaat edilmişti hem de çöl gülü.
Pekala, her azmin bir muradı vardı.
Bu hikaye Beyaz Günler kitabının devamı niteliğinde olup yaşanmış bir hikaye değildir. Önemli olan yaşanılası bir hikaye olmasıdır diye düşünüyorum. Pek çok okura ütopik gibi görünen düşünce sistemi ve iki kitabımdaki alışılmamış mantık düzeni ise tamamen geçek olup çok renkli geçen kendi hayatımızın ta kendisidir. Şimdilik sadece iki rengini hayali bir kurgunun içine adapte ederek okurumla paylaşmak istedim.

Beyaz günler kitabında, okuyanı çoğunlukla pozitif yönde etkileyen hikayenin yine çoğu okurun istediği gibi, ben de devam etmesini istedim. Bazı fikirlerin ardına takılıp iddialı olmak zordur ama iddiaların kanıtlanması daha zordur bilirim. Zorluklar imtihan olup yolumuza çıkınca nasıl aşılır, bu kitapta göstermek istedim. Güzel yorumlarla övenleri, özel maillerle beni onore edenleri sevdiğim kadar yerenleri de sevdim. Canan'ı tanımak isteyenlere tebessüm ederek kendi yüreklerini işaret ettim. Beni tanımak isteyenlere teşekkür ettim. Aradıkları güzelliği kendi içlerinde bulacaklarını, ihtiyaç duydukları o sıradışı karakteri kendi elleriyle, kendi emekleriyle saklandığı yerden çıkarabileceklerini anlatmak istedim.

“Biz neden böyle işlerle uğraşıp, başkalarına faydalı olmaya çalışıyoruz acaba? Bizde bir tuhaflık mı var?“ Dedim bir gün eşime.

“Kabımız doldu da o yüzden... Kaynak o kadar bol akıyor ki, kabımızı ne kadar büyütürsek büyütelim taşmasına engel olamıyoruz. Bari dökülenler bir işe yarasın diye uğraşıyoruz. Kaynağın yerini bulup kabını dolduramayanlara faydamız olur belki” dedi bana.

Kalbinin tüm güzelliği ile yanımda duran, içeriği ne olursa olsun fikirlerime ayna tutup ben buradayım diyen en vefalı dostuma, hayat arkadaşım, zihin arkadaşım eşime, aynı ışığın altında toplanıp bize destek veren büyük aileme, çocuklarıma ve onların Can'larına Canan'larına, bizi tek ve benzersiz O dost ile tanıştıran bütün güzel vesilelere ve herbirimizin özel olduğunu hatırlatan O dostun muhteşem ayetlerine SELÂM OLSUN... 

Hiçbir söz vaki olmayınca artık Aybars'ın önünde hiçbir engel kalmamıştı. Sade gidilecek yollar… Aybars Şam, Halep ve dolaylarında iktidarını kurup, otoritesini arttırınca Suriye'de sırtını sağlama aldı. Ve hükümranlığı için Kahire yollarını tuttu.

Günler geçmek bilmiyordu, yol tükenmek. Ve öyle ki her azmin bir muradı vardı. Nihayet Nil'in kucakladığı Kahire'nin devasa silueti belirdi. 

Bir Cuma sabahı şehre girdiği vakit, daha evvelden süpürülmüş sokaklar ve temizlenmiş yol boyunca halkın coşkun tezahüratları arasında şehre girdi. Kenarları işlemeli zırhları ve görkemli elbiseleriyle Eyyubi ardılları olan emirleri Aybars'ın önünden gidiyorlardı. Bahir Emirleri ise beyaz ve sırmalar içinde dimdik duran Sultan'ı takip ediyorlardı. Sokaktaki halk önlerinden geçen Sultan Aybars'ı bir lahza görebilmek için çağırıyorlardı. Yanına nadide çiçekler atılıyor, beyaz küheylanı Akça'nın nallarını bastığı yerlerden toprak alabilmek için yerlere diz çöküyorlardı. 

Ama o sadece bunca şaşaaya ve coşkunluğa karşın bir çift göz aramaktaydı. Yeşile çalan hafif çekik, bir çift göz...

Aybars dudaklarında bir tebessümle bir hayale bakıyordu. Eskisinden daha güzeldi. Nazenin yapraklarından hafif damlalar sarkıyordu. Birbirlerine kenetlenmişti gözleri. Elindeki gül goncasını ona uzattı. Narin elleri, ellerine değdi.

"Aybars…" diyebildi. O hazin yılları anarcasına.
Aybars'a hem çöl vaat edilmişti hem de çöl gülü.
Pekala, her azmin bir muradı vardı.
©2018 GoogleSite Terms of ServicePrivacyDevelopersArtistsAbout Google|Location: United StatesLanguage: English (United States)
By purchasing this item, you are transacting with Google Payments and agreeing to the Google Payments Terms of Service and Privacy Notice.