Tarih, hem yaşananların hem de anlatılanların ve aktarılanların toplamıdır. 1453’te İstanbul’un fethedilmesi hadisesi, dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olarak farklı coğrafyalarda, farklı zihinlerde ve farklı metinlerde onlarca kez ele alınmıştır. Bu büyük olay, bir yandan Osmanlı dünyasında “fetih” olarak kavramsallaştırılırken öte yandan Batı kaynaklarında çoğu zaman “düşüş” söylemiyle karşılık bulmuştur. İşte bu kitap, tam da bu anlatıların kesiştiği yerde durmakta; tarihin metinler aracılığıyla nasıl anlamlandırıldığını ve dönüştürüldüğünü incelemeyi amaçlamaktadır. Elinizdeki çalışma, İstanbul’un fethine bizzat tanıklık etmiş ya da çağdaşları tarafından kaleme alınmış Batılı anlatıları merkeze alarak bu metinlerde kurulan “biz” ve “öteki” söylemini ele almaktadır. Nicolò Barbaro ve Zorzi Dolfin’in eserleri üzerinden yürütülen bu inceleme, hem tarihî bir okuma sunmayı hem de metinlerin ideolojik, kültürel ve dilsel arka planını görünür kılmayı hedeflemektedir çünkü her anlatı, yazarının dünyasını ve ait olduğu topluluğun bakış açısını kaçınılmaz biçimde yansıtır. Bu noktada çeviri, çalışmanın temel eksenlerinden birini oluşturmaktadır. Fetih anlatılarının İngilizce ve Türkçeye aktarımı sürecinde çevirmenlerin aldığı kararlar, sadece dilsel bir dönüşüm olarak değerlendirilmemelidir. Bu kararlar anlamın, tonun ve söylemin yeniden inşasını da beraberinde getirir. “Biz” ve “öteki”nin sınırları, çoğu zaman çeviri sürecinde yeniden çizilir; kimi zaman yumuşatılır, kimi zaman keskinleştirilir. Bu kitap, çeviriyi dilsel bir aktarım süreci olmasının yanı sıra metnin anlamlandırılmasında da etkili bir unsur olarak değerlendirmektedir. Çalışmanın amacı, İstanbul’un fethine tanıklık eden Barbaro’nun Giornale dell’assedio di Costantinopoli 1453 adlı günlüğü ile Dolfin’in Assedio e presa di Costantinopoli adlı çağdaş tanıklıklardan yararlanan kronik/günlük niteliğindeki fetih anlatısı ve bunların İngilizce ve Türkçeye çevirilerini “özde çeviri” perspektifinden bir araya getirerek çok katmanlı bir okumaya tabi tutmaktır. Böylece hem metinlerin kendi bağlamlarında nasıl bir “öteki” inşa ettikleri hem de bu inşanın İngilizce ve Türkçe çevirilerde nasıl karşılık bulduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu yönüyle kitap; tarih, edebiyat ve çeviri disiplinlerinin kesişiminde duran bir araştırma olarak değerlendirilmelidir. Bu araştırma, yalnızca geçmişe dair bir anlatıyı çözümlemekle yetinmeyip bugünün okuruna da önemli sorular yöneltmektedir: Tarihi kim, hangi kelimelerle ve hangi niyetle anlatır? Bir metin başka bir dile geçtiğinde ne kaybeder, ne kazanır? Ve en önemlisi, “biz” dediğimizde kimi kapsar, “öteki” dediğimizde kimi dışarıda bırakırız? Bu soruların izini süren bu çalışma, İstanbul’un fethine dair tanıklık anlatılarının çeviri ve söylem üzerinden nasıl dönüştüğünü göstererek araştırmacılara ve okurlara yeni bir okuma merceği sunmayı hedeflemektedir.
Tarih, hem yaşananların hem de anlatılanların ve aktarılanların toplamıdır. 1453’te İstanbul’un fethedilmesi hadisesi, dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olarak farklı coğrafyalarda, farklı zihinlerde ve farklı metinlerde onlarca kez ele alınmıştır. Bu büyük olay, bir yandan Osmanlı dünyası...