Şiirle Ağlamak

eKitap Projesi & Cheapest Books
1

Dünya yönetiminde Batı sınıfta kaldı. Kapitalizm, Sosyalizm gibi sistemler çöktü! Artık dünya yönetiminde sıra Kur-an da! Kur-an ahlakı dünyaya hâkim olmalı...

Her gün gözümün önünde isyana yol açan o kadar olaylar yaşıyorum ki, bunları bir şekilde kitaplarıma yansıtmasam ölürüm her halde! Osmanlıdan sonra dünyada Adalet yok, merhamet yok, sevgi yok, nezaket yok, zarafet yok, duygu yok. Öldürme var, yok etme var, terör var, katliam var, sömürü var, yoksulu ezmek var, doğal dengeleri bozmak var, hayvanları katletmek var...



GİTMEM GEREK


Bu gün dedikodulardan dolayı çok fenalaştım!


Ölüm döşeğindeyim...


Herkes yaşamam için dua ediyor...


Çocuklar üzgün!


Karımın siyah gözlerinde bana karşı ilgi sezerken, ben onu aldatmakla ne haltlar yiyorum!


Beni seviyor karım ve bana sevgi dolu gözlerle baktıkça elinden kılıcı alınmış general gibiyim...


Benim gibi şerefsiz babaya şaşılacak kadar üzülüyorlar çocuklar da!


Hayır, kendimi aldatmıyorum eşsiz arkadaşım!


Senin de benim fikirlerime benzer bir fikir beslediğinden eminim.


Hayatımı nasıl değiştireceğime dair rızada bulunuyorum senden!


Yoksa susmam mı lazım?


Susarsam günah işlemiş olmaz mıyım?


Ey eşsiz arkadaşlarım benim!


Lütfen yanlış anlamayın ve masum sözlerimi alay gibi görmeyin...


Yoksa gerçekten beni susturmayı mı arzu edersiniz?



Halit Fuat Beşik : 1952 yılında Fatsa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Fatsa'da, üniversite öğrenimini ise İstanbul'da tamamladı. Kapalı çarşıda ticaret hayatına atıldı. Bu arada dünyanın pek çok ülkesini gezme fırsatı buldu. Önceleri rezaletten kaçmayan ve "Hep ben" mantığıyla maceralı bir hayat yaşadı. Okumayı ve not almayı çok sevdiği için pek çok kitap ve notlara sahiptir. Yazmak konusuna otuz yıllık bir emek vermesine rağmen, bu konuda daha pek çok şey yapması gerektiğine inanıyor. 2003 yılında "Talan Mevsiminde Adam gibi yaşamak.” 2010 yılında, ”Sokrates’in İsyanı., Haçlılar Çanakkale’de, Yüz Elli Yaşındaki Adam, Tevrat’ın Çocukları ve Kur-an” adlı kitapları yayınlanmıştır. İnanç, Adalet, İnsan sevgisi ve Kur-an ahlakına dayalı o muhteşem denge içinde eserler vermeye çalışıyor. Şu anda sizler için değişik konularda pek çok kitaplar daha hazırlamaktadır. Gerçek eserlerini bundan sonra size sunacağına inanıyor...


Read more
Collapse
1.0
1 total
Loading...

Additional Information

Publisher
eKitap Projesi & Cheapest Books
Read more
Collapse
Published on
Dec 9, 2016
Read more
Collapse
Pages
163
Read more
Collapse
ISBN
9786059654838
Read more
Collapse
Read more
Collapse
Read more
Collapse
Language
Turkish
Read more
Collapse
Genres
Poetry / Epic
Read more
Collapse
Content Protection
This content is DRM protected.
Read more
Collapse
Read Aloud
Available on Android devices
Read more
Collapse

Reading information

Smartphones and Tablets

Install the Google Play Books app for Android and iPad/iPhone. It syncs automatically with your account and allows you to read online or offline wherever you are.

Laptops and Computers

You can read books purchased on Google Play using your computer's web browser.

eReaders and other devices

To read on e-ink devices like the Sony eReader or Barnes & Noble Nook, you'll need to download a file and transfer it to your device. Please follow the detailed Help center instructions to transfer the files to supported eReaders.
Herkes, beni sırf " yazarım"
Sanıyor!
Yanılıyor!
Oysa ki: Ben hem yazarım;
Hem de "silerim".
Tıpkı: Silgili bir kalem gibiyim:
Bir yanım: Yazar,
Diğer yanım da siler.
Kendi defterimin "kar" beyaz sayfalarında:
Doğru ve güzel olanı yazmaya çabalarken;
Diğerlerinin defterlerindeki yanlışları,
Görmemezlikten gelemem!
Nerede bir yanlış görsem;
Düzeltmeden de duramam!
Ya yanlışı silerim! Ya da sayfayı


KELEBEĞİN ÇİLESİ
Ey!
Sadekul Veysel;
Biliyorsun ki!
Marifet: Doğruları bilmekte,
Değil;
Doğruları söyleyebilmektedir.
Şimdi!
Söyle, sen de doğruları;
Anlat, herkese kıssayı.
Arif olan; mutlaka alır hisseyi.
Bu, öyle bir kıssa ki!
Tam bir: "Yetişkin Masalı".
Kahramanları ise:
Eli asalı
Uzun sakallı,
Yaşlı-başlı:
Hırpani bir dervişle,
Yeşilimtırak bir kurtçuk (tırtıl).
Derviş;
Küflü, karanlık ve boğuk
Küçük, yalın ve de soğuk!
Tek oda, çilehanesinde:
Günlerdir:
Yarı aç
Yarı tok,
Uykusuz ve yorgun.
Ama!
Ruhen, oldukça dingin!
Çilesini çekmekte...
Derviş;
Bağdaş kurmuş!
Yere, öyle oturmuş.
Altında: şiltesi yok!
Oturduğu yer kuru.
Sofrasında: azığı yok!
Çanakta, ekmeği kuru.
Ama!
Rahlesi: kitap,
Testisi: su,
Kalbi ise iman
Dolu!
İlahi aşkın etkisiyle
Birazcık da
Deli!
İdi.
Çile günlerinde:
Kafasındaki, zaman kavramını yitirmiş;
Gündüz ile gecenin farkını bitirmiş,
Bir halde!
Zihninde: sürekli "pirinin sözlerini "tekrarlamakta.
Çoğu kez,
O sözler; odanın içinde de yankılanmakta!
İdi.
Her fırsatta piri:
"-Evlatlarım!
Nefis!
Nefes gibidir:
Yokluğu ölüm,
Çokluğu zulüm;
Getirir."
Diyordu!
Ve sürdürüyordu.
..."İnsanoğlu;
Fiziki çelimsizliğine rağmen,
Yaradanın kendisine bahşettiği:
Metafizik güçlerin sayesinde;
Yeryüzündeki: yaratılmışların hep
En üstünü! İdi.
Ama!
Şimdiki gibi: Egemeni değildi;
Ne yeraltının, ne de üstünün!
O zamanlar;
Her canlının dilinden anlar idi.
Diğerleri gibi: Kendisinin de
Hem av hem de avcı olduğunu,
Yaşam çarkının: Böyle döndüğünü;
İyi bilirdi."
...
"Bu durum:
Adına: Kibir denilen!
Yedi başlı canavarın!
İnsanı, teslim almasına kadar sürdü.
Sonrasında;
Canavar, insandan; insanlığı sürdü."
"Kibirdir: İnsanlığı hasta eden alamet.
Günlerden, bir gün:
Dervişin gözü, duvarın yukarısına takıldı.
Uzun uzun, köşedeki bu noktaya bakındı.
Karşısındaki köhne duvarda:
Bir " ipek böceği tırtılı" vardı.
İleri geri salınarak; kozasını örüyordu.
Ağının arasından, o da dervişi görüyordu.
Ama!
Epeycedir; hiç ilgilenmez görünüyordu.
Kozanın kapanmasına, çok az kalmıştı.
Tırtıl, son bir kez; başını dışarı çıkarttı.
Birden!
Dervişle, göz göze geldi.
Dervişi ise ani bir merak aldı.
-Senin ne işin var? Orada.
Diye, içinden geçirdi.
-Sen, bu odada; ne yapıyorsan?
Ben de onu yapmaya çalışıyorum.
Diye, tırtıl cevap verdi.
Derviş, duyduklarına inanamadı!
Oldukça, şaşırmış ve kendinden şüphe eder;
Bir halde, etrafına baktı!
Tırtıl ise; rahat konuşabilsin diye:
Kozadan başını dışarı uzattı
Dervişi, daha fazla merakta bırakmadan:
Konuşmaya devam etti:
-Görüyorum ki çok şaşırdın!
-Ama! -İnan! Bunda, şaşıracak çok
Bir şey yok!
Dervişin, sevinçten gözleri parladı.
Ve birden, "pirinin sözleri" kulaklarında çınladı.
Piri: Bir gün şöyle söylemişti:
"İnsan,
Ne zaman ki
Nefsinin kirinden
Yani kibrinden;
Arınır!
İşte! O zaman:
Yaradılış melekelerini;
Geri kazanır!
Böylece,
O âlemin dilinden tekrar anlar...
Âlem ise onu tekrar kucaklar..."
Demişti.
Tırtıl, tekrar söze girdi.
Ve hiç ara vermeden;
Konuşmasını sürdürdü:
-Ben, buraya bahçedeki;
Dut ağacından geldim!
-Doğduğum günden beri:
Maalesef hep sürünüyorum!
-Ne zaman ki varlığımı bildim;
Kendimi,
Hep yaprak peşinde buldum!
-Sürünmekten bıktım artık!
Dönüşeceğim!
-Atalarımın anlattıklarına göre:
Günlerdir, ördüğüm şu kozaya:
Birazdan, tırtıl girip;
Kelebek olarak çıkacağım!
-Her ne kadar,
Benim bu halime:
Başkaları,"başkalaşım" dese de
Ben kimseye, asla başkası
Diyemem!
-Tabi ki boşuna değil;
İkimizin de, çektiği çileler:
Senin gibi, ben de geçmişi;
Geride bırakacağım!
Ve sonunda, mutlaka özgür kalacağım!
-En önemlisi ise,
Artık; bundan böyle bir yerden,
Bir yere sürünerek Değil,
Kanatlarımın gücüyle gidebileceğim!
Istırap: içindeki, karanlıktan,
Kurtulmak için;
Karanlıkta kalmak!
Da değildir.
Istırap; bizzat "dönüşümün" kendisi!
Olmakla birlikte;
Tez geçer. Yürekteki "sancısı"...
Son olarak da:
-Kısmetse! Görüşürüz: Haftaya ?
-Tabii ki! Seni burada bulabilirsem (?)
Dedi.
Kozaya öyle girdi
VEYSEL TOPALOĞLU (ŞAİR SADEKUL)



Özetle, diyenler için;
Gazi üniversitesi, iktisadi İdari Bilimler Fakültesi, Maliye Bölümünden mezun oldum. Askerliğimi, yedek subay olarak yaptım.
Uzun yıllar; bir bankada: Mali Analist ve Şube yöneticisi (Müdür) olarak çalıştım. Evli, barklı, çocuklu; kendi halinde ve mutlu bir insanım.. VEYSEL TOPALOĞLU


Doksan yaşına gelmişti! Yaşlı adam konuşmakta zorluk çekiyordu. Adeta canlı cenazeye dönmüştü. Yaşlandıkça az hareket edince kasları yığın halinde iyice sarkmıştı! İhtiyar adam beni görünce heyecanlanmıştı.


Öfkelendi, ters baktı ve bir şeyler söylemek için bana dönerek;


“Keşke çocuklarımın hepsini okutsaydım. Onlara silah yerine kitap verseydim bu hal başıma gelmezdi. Gerçi küçüğünü okuttuk da ne oldu? O da yaşamak yerine intihar etmeyi seçti! O da hayatı bembeyaz tamamlayamadı. Beni öyle bir hassas noktamdan yaraladı ki, ona olan öfkem hala da sürüyor. Hayatımda hiçbir kayıp Arif oğlumun ölümü kadar beni sarsmamıştır...


Bu konuyu kısa keselim! Dedem Arif dayımın küçük kızına kendi annesinin adı olan Elif koymuştu! Babasını hiç görmemişti Elif...


Bebek ağlarken;


“Ağlama Elif!” diyordu dedem ona...


Dedem;


“Hatırlamak bile istemiyorum Arif’in ölümünü! O gece cenaze gelene kadar başımın boşluğu içinde boylu boyunca yalnız Arif vardı. Hiç uyumadan gündüz de cesedinin başından ayrılamadım ve tamamen yemeden içmeden kesilmiştim. Allah kimseye benim gibi evlat acısı yaşatmasın...


Evlat acısının ne olduğunu anlatmak için şöyle bir masal örneği vereyim sana;


Bilge bir adam son nefesini verirken Allah’a şöyle şükredip dua eder;


“Allah’ım sana şükürler olsun!” diye bu cümleyi her an defalarca tekrarlar.



Halit Fuat Beşik kimdir?
1952 yılında Fatsa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Fatsa'da, üniversite öğrenimini ise İstanbul'da tamamladı. Kapalı çarşıda ticaret hayatına atıldı. Bu arada dünyanın pek çok ülkesini gezme fırsatı buldu. Önceleri rezaletten kaçmayan ve "Hep ben" mantığıyla maceralı bir hayat yaşadı. Okumayı ve not almayı çok sevdiği için pek çok kitap ve notlara sahiptir...
Yazmak konusuna otuz yıllık bir emek vermesine rağmen, bu konuda daha pek çok şey yapması gerektiğine inanıyor. “Talan Mevsiminde Adam gibi yaşamak”, “Sokrates’in İsyanı”, “Haçlılar Çanakkale’de”, “Tevrat’ın Çocukları ve Kur-an”, “Yüz Elli Yaşındaki Adam”, “Şiirle Ağlamak”, “Küçük Mahmut ile Koca Bayram”, “Venüs Gezegeninde İsyan”, “Adem’e Mektuplar” ve “Burhan Bey” isimli kitapları yayınlanmıştır.
İnanç, Adalet, İnsan sevgisi ve Kuran ahlakına dayalı o muhteşem denge içinde eserler vermeye çalışıyor. Gerçek eserlerini bundan sonra size sunacağına inanıyor... Şimdilik, yaşıyor işte...

ACININ GÖLGESİNDE

Sevgili arkadaşım dün aklıma geldin ve ne tuhaf oldum bilemezsin. Pırıltılarınla yaşama devam etmen gereken sen basıp gittin yok yere öte aleme. Sana Allah’a ısmarladık dediğimden bu yana tam elli iki yıl geçmiş. Ne diyeyim sana bilmem ki! Nerdeyse bir ömür...


Ne kadar çabuk geçti zaman!


Seninle birlikte canlı bir parçam o gün yok olup gitti...


Ne kadar az yaşıyoruz!


Çok az sure olan yaşamımızda bazen çepeçevre kuşatılıp haydutlar arasında çaresiz kalıyoruz üstelik!


Öyle değil mi sevgili arkadaşım?


Ağaç kadar bile yaşayamıyoruz...


Çınar ağcı bin yıl, kestane üç bin yıl yaşarken senin gibi hayat dolu insanlar yirmi yıl bile yaşayamıyor. Ne büyük haksızlık değil mi? Üstelik de insanlar yaşadıkça beygir gibi çalışmak ve savaşmak zorunda kalıyor. Sonra ne olacak? Geberip gideceğiz işte...


“Öyleyse kim dayanabilir zamanın bu haksızlığına? Zorbaların kahrına! Uyumakla da bitmez ki yüreğin acıları! Hiç kolay değil yaşamak ve yaşamın kaygısından sıyrılmak!” diyor Shakespeare. Adamın ne demek istediğini şimdi yeni yeni anlıyorum dostum. En acı olanı ise, yok yere kötülüğe kul ve köle oluyor iyi ve sağlam yürekli insanlar da...


Ah dostum!


Yeter demekle de olmuyor ve bitmiyor bu işler...


Yoksa tevekkülsüzlük düşüncesi midir insana yaşamayı cehennem eden?


Evet!


Hiç şükretmedin sen...


Yoksa zalim kaderin bir oyunu muydu bu?


Kaderin bir oyunu olduğunu hiç sanmıyorum!


Sorun var olmak değil asılında, mesdele adam gibi yaşamaktır...


Bendeki yüzsüzlüğün bu kadarına da pes doğrusu. İnsanın kaderini sen mi belirleyeceksin cahil yazar?


Öyle bir konuşuyorsun ki!


Kim bilir?


Belki kestane de bu sözlerimize kızıp taş kesilmiş bizi dinliyordur! Kestane de o yaşına ulaşana kadar kim bilir ne savaşlar veriyordur. Bin yıl yaşayan aslan pençeli ulu çınarları bir tarafa bırak da biz neden kavak ağacı gibi kısa ve içi boş yaşıyoruz? Önce bir bu gerçeğe dönelim dostum...


Neden ilk sen öldürüldün?


Ne yaman bir kırbaç yedin suratına öyle!


Neden sahip olduğun o ayrıcalıklı şansının tadını çıkarmadın?

©2019 GoogleSite Terms of ServicePrivacyDevelopersArtistsAbout Google|Location: United StatesLanguage: English (United States)
By purchasing this item, you are transacting with Google Payments and agreeing to the Google Payments Terms of Service and Privacy Notice.